Kayıt Ol

Salon, Babylon Bomonti ve CRR Konser İzlenimleri

Çarşamba, 09 Aralık 2015 14:52 Haberler
(0 oy)

Geçen hafta İstanbulluların caz konser trafiği yine yoğun ve akıcıydı.

Akbank Sanat Piyano Günleri`nde İtalyan piyanist Danilo Rea’yla Rolling Stones, The Beatles’ın akıllarda yereden bestelerini doğaçlamalarla çaldığı konserden çıkar çıkmaz soluğu Babylon Bomonti’de aldım. Uzun süredir izlemek istediğim beş telli bas dehası Renaud Garcia-Fons ile klasik kemençe ustası Derya Türkan’ın İstanbul`un seslerini çağrıştıran lirik ve şiirsel projeleri "Silk Moon" soğuk geceye aldırış etmeden Bomonti’yi dolduranların içini ısıttı. Konserin üstünden dört gün geçmişti. Kuzey ışıkları Cemal Reşit Rey konser salonunun çatısını aydınlatıyordu. Nils Petter Molvaer ve Jaga Jazzist olumlu eleştiriler alan projeleriyle bizimle oldu ve ardından yine kuzeyden esen serin rüzgarın kulağımıza fısıldadığı isim Mathias Eick son kaydı Midwest için sahnedeydi. Şimdi size, kısa bir özetini derlediğim konserlere ilişkin notlarımı ve ilginizi çekeceğini düşündüğüm kulis bilgilerini aktarayım dilerseniz.

Derya Türkan, Renaud Garcia-Fons

Bu yılın belki de en özgün albümlerinden, klasik kemençenin başarılı temsilcisi, bir dönem İncesaz grubuyla iyi bildiğimiz Derya Türkan’ın İspanyol asıllı Fransız bas sanatçısı Renaud Garcia-Fons’u ağırladığı "SilkMoon" albümünün Babylon Bomonti konseri oldu. Konserde bahsedildiğine göre ikili bu albümü Türkiye’de ilk defa çalmış. Albümün raflarda boy göstermeye başlayalı hayli zaman olduğunu düşünürsek gecikmiş bir kavuşma yaşadık. Daha evvel Minstrel’s Era albümünde 2006’da yolları kesişmişti. Türk müziği ve Flamenco motiflerinin serbest bir örgüyle geçiştiği albümlerinden parçaları samimi bir ortamda seslendirdiler. Fons’un beş telli basına hakimiyeti, icrasında farklı teknikler denemesi ve enstrümanın sınırlarına zorlamasıyla Türkan’ın ağırbaşlı, derli toplu icrası biz dinleyenlere huzur ve sakinlik aşıladı, büyük bir müzik zevki hissetmemizi sağladı. Silk Moon benim açımdan bu sene en dikkatimi çeken çalışmalardan biri oldu. Derya Türkan’ın söylediğine göre albümün ilk basımının ardından yeni baskısı yapılmamış, yani, görünüşe göre, albümü satın alanlar kendini şanslı saysın. Şiirsel ve lirik bir kayıt olan "Silk Moon" konseri sonrası hayranlığımı iletmek için Derya Türkan ve Garcia-Fons’un yanına gittiğimde misafirlerini kulise davet ettiklerine şahit oldum. Kendisinden albümden “Dokuz Sekiz”in notalarını isteyen bir kemençe sanatçısına çantasından notaları çıkarıp veren Türkan bu hareketiyle bir kez daha hayranlığımı kazandı. Umarım Fons ve Türkan’ın müzikleri daha uzun zaman ara ara bizlerle olur.

Nils Petter Molvaer & Jaga Jazzist

Nils Petter Molvaer Nordik müzik dünyasının en bilinen ve ilgi gören müzisyenlerinden. Üretkenliği, her projesine yeni deneyimleri yansıtmaktan kaçınmayan ve müzikseverlerin ilgisini yakalamayı başaran bir müzisyen. Geçen Pazar akşamı hayli uzun müzik gecesinin startını "Swith" albümünü çaldığı konserle Molvaer verdi. Davulda albümde de yer alan Erland Dahlen vardı. Bu isimi henüz duymamış olanlar varsa bir kenera not edin. Dahlen’in yer aldığı projeler çok dikkat çekici, bence etkilenebilirsiniz. Elektrik basta Splash Girl grubundan tanıdığımız Jo Berger Myhre vardı. Splash Girl’le iki sene önce Nublu’da bir akşam canlı izlemiştim ve hayli dikkatimi çekmişti. Eşliği çok başarılıydı ama konserin en dikkat çekici ismi pedal steel gitardaki Geir Sundstøl oldu bence. Alkışlarla kesilmeyen neredeyse tek parça izleyici içine çeken bir konserle Jaga Jazzist konseri için kendimizi hazırladık. Jaga Jazzist eşi benzeri olmayan gruplardan biri. Elekronik, nu caz, endüstriyel pek çok stil var müziklerinde. Sahne performansları, dekorları, ışıkları, seyirciyi kendinden geçiren pasajları, her albümde yarattıkları yeni konseptlerle dinleyicisine sürekli yeni maceralar vaadeden bir topluluk. Sekiz kişilik bir orkestra olan Jaga Jazzist`te her müzisyen birden fazla enstrüman çalıyor. Son albümleri Starfire’ı çalmak için geldikleri konserde CRR sahnesinde iki büyük platform üstüne yerleştirilmiş davullar ve klavyelerin yanlarına yerletirilmiş ışık çubukları müthiş bir görsel şölen hazırlanmıştı. Sislerin arasında çıktılar sahneye. Elektronik müzik öğeleri dinamik davullar ve üflemelilerle bir arada güzel bir şov vardı, tahmin ediyorum benimle hem fikirdir zira salon kelimenin tam manasıyla yıkılıyordu. Konser öncesi sahne kurulurken ayaküstü sohbet ettiğim ekibin beyni Martin Horntveth bir önceki akşam Ankara’da ilk defa Nordik Müzik Günleri’nde sahne aldıklarını ama Ankara seyircisinden beklediği geri dönüşü alamadığından yakınmıştı seyircinin uykusu gelmiş gibi ona, öyle anlattı. Her konserin atmosferi farklıdır, seyirciyle müzisyenlerin uyumu ve enerjisi her konseraynı olmayabilir, o konseri izlemediğim için yorum yapamam ama Ankara seyircisini iyi tanırım, onlara kefilim demekle yetindim. Konser sonrası tekrar bir araya geldiğimizde kendini çok daha iyi hissettiğini söyledi. Sanırım Istanbul seyircisi Ankara izlenimlerini değiştirmiş oldu. Moralli olan Horntverth konserin ertesi günü evinde Norveç’li tüm davulcuların davetli olduğu bir Noel partisine ev sahipliği yapacağının haberini paylaştı benimle. Geleneksel bir partiymiş, Norveçli tüm müzisyenler bilirmiş bu partiyi. Avuç içi kadar ülke zaten :) ama her dönem caz dünyası için önemliler. Şöyle bir düşünsenize masayı; bir uçta Jarle Vespestad, bir uçta Per Oddvar Johansen, Audun Kleive hatta efsaneler efsanesi Jon Christensen oturuyor… ne muhteşem bir parti.

Mathias Eick

Güzel bir tesadüf belki Jaga Jazzist’in eski elemanı Mathias Eick son albümü Midwest için Jaga Jazzist konserinden dört gün sonra Salon’a geldi. Konser öncesi içten cevaplar verdiği bir röportajımı yayınlamıştık. Eick konserinin duyurulmasına onunla röportajımızın da etkisi olduğunu umuyorum çünkü hayli ilgi gören bir konser oldu. Akıcı besteleri, duygusal derinlikleri zorlayan melodik zenginliği yüksek performans İstanbul dinleyicisiyle buluştu. Konser sonrası ECM`den çıkan son albüm Midwest ve önceki albümleri peynir ekmek gibi satıldı adeta. Konser sonrası kısa ayaküstü konuştuğum Eick röportaj sırası aldığı keyfin konser öncesi kendini motive ettiğini söyledi. Avrupa konserleri serisinden ayağının tozuyla dönen trompetçi “Barıştık mı” Barış Demirel’in Eick’la koyu sohbeti birlikte güzel projelere hazırlık olabileceği izlenimini verdi bana umarım gerçek olur bu kehanetim ve Barış Demirel`i Avrupa caz sahnelerinde daha sık konser verirken izleriz.

Havalar soğumaya devam ediyor. Yılbaşına çok az kaldı. 2016’ı bize güzel konserler, güzel albümler getirsin. Mutlu yıllar...

Okunma 1299 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 09 Aralık 2015 14:56
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors