Kayıt Ol

25. Akbank Caz Fest. 25-26 Ekim İzlenimleri

Pazartesi, 26 Ekim 2015 09:37 Haberler
(0 oy)

Bu yıl cazseverler "Ustalar" konserlerinde çok şanslılar, harika konserler izlediler.25. Akbank Caz Festivali Günlük Raporu: Festival, dün gece yerli caz konserlerini soluk soluğa izledi.

25 Ekim 2015, Pazar

Her güzel şey gibi caz festivalleri de hızla geçip gidiyor ama hemen üzülmeye gerek yok önümüzde daha bir hafta var. 25. Akbank Caz Festivali`nin ilk haftasını geride bıraktık. Şu günlüğü okumanız bile size yeterli heyecan verecektir ama hiç bir şey konsere gitmenin yerini tutmaz.

Dün gece yılın en önemli futbol olayı vardı, Fenerbahçe & Galatasaray maçı. Tüm ülkenin televizyon başına kilitlendiği saatlerde bir salon dolusu cazsever sahnede John Scofield & Joe Lovano dörtlüsünü izliyorduk ve tercihimizden yana doğrusu çok mutluyduk, en futbol fanatiği olanımız bile. Konserden o kadar mutlu ayrıldık inanın. En iyi konserdi, en iyi performanstı gibi yarışmacı şeylere girmeyi istemiyorum, gerek de yok ve her konser farklıdır ama bu yıl festivalin hatta son yıllardaki festivallerin en güzel konserlerinden birini izledik. Bu yıl "Ustalar" olarak tanımlayacağım başlıktaki hiç bir konser hayal kırıklığı yaratmadı. Bu adamlara niye usta dediğimiz haklı çıkarırcasına güzel konserler izlettiler İstanbullu deneyimli cazseverlere.

Konser Joe Lovano`nun "Cymbals" isimli bestesiyle başladı. İki büyük usta aslında yeni albümleri "Past & Present" kapsamında gelmiş olsa da ikilinin ayrı bestelerini de dinleme imkanı bulduk. Bunların ilki açılıştaki "Cymbals" idi, bir diğeri de yine Lovano`nun Ornette Colaman için olan bestesi. Bir çok yerde geçmiştir, Scofield ve Lovano`nun ilk birliktelikleri yirmi beş yıl öncesine dayanıyor. Doksanların başında yine bir dörtlü yapan müzisyenler bu sıra İstanbul`a da geldiler. Benim çoktan unuttuğum bu konseri Cazkolik Facebook grubundan değerli cazsever dostumuz Serkan Gülener hatırlattı (kendisine bu hatırlatma için teşekkür ediyorum).  1992 yılında John Scofield, Joe Lovano ve yine davulcu Bill Stewart`a basta artık hayatta olmayan Dennis Irwing eşlik etmişti. Şimdi bir harabeye dönmüş olan ama o zaman şehrin en gözde kültür merkezi AKM`de gerçekleşen konserin ardından 23 yıl geçti, hem onlar hem biz yaşlandık ama onlar hala çok çok iyi çalıyor ve biz de hala onlara hayranız.

Dün gece tüm ekip çok iyiydi tartışmasız ama gece bir bakıma Scofield`ın gecesiydi, bir diğer bakıma ise (en azından benim açımdan, başkaları katılırmı bilmem) Bill Stewart`ın gecesiydi. Adama resmen hayran kaldım. Hiç bir süslemeye kaçmadan baget kullanımındaki kuyumcu hassaslığına meftun oldum. John Scofield da öyle, ben ki katıksız Lovano hastasıyımdır, yere göğe koyamam ama dün gece hakkını vermem lazım Scofield çok istekliydi, soloları, doğaçlamaları unutulacak gibi değildi. Lovano`nun ise parça girişleri, sarkık tonu, sağ omuzunu eğdiğinde giriştiği cümleler yeri doldurulacak gibi değil. Dörtlü yeni albümden "Slinky", "Hangover", albüme adını veren "Past Present" gibi parçaları çaldılar, albümde olmayan parçalar da vardı ve biste ise (yanlış hatırlmıyorsam) "Chap Dance" ile unutulmayacak bir festival konserini daha sonlandırdılar.

Liz Wright çok üşüdü

Festivalin getirilerinden biri de herşeyi bildiğini zannedenlerin aslında çok şey kaçırdığını görmesidir. Burada bir özeleştiri yapıyorum. Vokal cazdan çok hoşlanmam aslında Wright’ın methini çok duymuştum ama her nasılsa hiç dinlememiştim veya canlı izleme fırsatı bulamamıştım, iyi ki festival bu tanışıklığımıza vesile olmuş.

John Scofield & Joe Lovano Quartet konserine bizi ısıtan Liz Wright oldu ama konser boyunca kendisi sahnede bir türlü ısınamadı. Ceketinin yakalarını eliyle birleştirmeye çalışıp durdu konser boyu :) New York’u yedi yıl önce terketmiş ardından Kuzey Karolina dağlarına yerleşmiş ve yeni bir hayata başlamış. Yaşamındaki bu değişikliğin müziğine etkileri olduğundan bahsetti konserde zaman zaman. Görünüş olarak Thom Yorke’a benzeyen gitaristi Martin Kolarides’in gitarı Wright’ın bestelerinde oldukça önemli yer tutuyordu. Konserin en keyif aldığım yorumlarından biri Ewan MacColl’un Peggy Seeger için yazdığı “The First Time ever I Saw Your Face” oldu. Dinamik parçaların arasında keyif veren bir nefes boşluğu açtı biz dinleyicilere.

Liz Wright’ın ferahlık hissi veren hacimli sesi grubun sounduna çok iyi yakıştı ve cazdan ziyade keyifli bir pop rock konseri izledik. Konser sonrası fuayede bol bol satılan albümlerinden anladığım seyirci konseri beğenmiş...



John Scofield & Joe Lovano kulisinde neler yaşandı...

Uzun süredir izlediğim en iyi konsere imza atan John Scofield ve Joe Lovano konseri sonrası mutluktan yorulmuştum adeta ama Pozitif ekibinden arkadaşların davetiyle kuliste buldum kendimi. Bu ziyarette bana konser için Ankara’dan çıkıp gelen bedensel engeline rağmen caz davul tutkusunun peşinden giden arkadaşım Kaan Çelen eşlik etti. Kaan’ın en büyük isteği idolü davulcu Bill Stewart’la tanışmaktı ve muradına erdi. Bizzat kendisinden davul tekniği hakkında öğütler aldı ve Stewart’ın konserin anısına hediye ettiği bagetle birlikte iyice moralli ayrıldı kulisten. Usta müzisyenlerin genç müzisyenleri desteklemek için her zaman gönüllü olduklarını kanıtlayan bu güzel örnek sonrası bende John Scofield ve Lovano’yu yakalamışken yeni albümleri "Past and Present"ı sordum. Bunca yıl sonra biraraya gelişlerinin belirgin bir sebebi olmadığından, geçen yılların kendileri olgunlaştırdığından, aslında doksanlarda birlikte yaptığı çalışmalarla bugün kaydettikleri albüm arasında çıkış konsepti bakımından benzerlikler olduğundan bahsettiler. Geçen zamanda daha çok doğaçlamalar yaparak birbirlerini müzikal olarak beslemişler ve bu albüm meydana gelmiş.

Lovano’dan da müjdeler var. Yakında yeni bir kaydını dinleyeceğiz. Bir hafta önce festivalin ilk günü Babylon Bomonti’de izlediğimiz Dave Douglas’la bir çalışmaları yayınlanacak. Hemen alınacaklar listesine ekleyelim. Daha sonrasında ise yep yeni bir grupla New York Blue Note’da canlı bir kayıt biz müzikseverlere ulaşacak. Scofield ve Lovano’nun caz ateşi anlaşılan biz cazkolikleri uzun yıllar ısıtacak. Bu akşam sahnede abartısız icralarıyla Bill Stewart ve Ben Street’in performansları ve usta işi icralarıyla sahnede yıldız gibi parıldayan Lovano ve Scofield yaptıkları müzikle caz kelimesinin sözlük karşılığını verdiler bizlere. Eminim bu akşam salondaki tüm müzik severler bana katılacaklardır. Ömürleri uzun, ilhamları bol olsun.

26 Ekim 2015, Pazartesi

Pazartesi mahmurluğu demeden festivalde yeni haftaya hızlı başladık. Sabah ve öğlen saatlerinde Açı Okulları ile Robert Lisesi`nde gerçekleşen "Liselerde Caz Atölyeleri"yle başlayan gün yarın Nardis`de izleyeceğiiz modern caz piyanosunun önemli isimlerinden Aaron Goldberg`in workshop çalışmasıyla devam etti ve gün gecenin konserlerine bağlandı.

Festivalde dün iki konser izledi cazseverler. Babylon Bomonti`de son yıllarda ismi giderek daha sık duyulan bas klarnetçi Oran Etkin ki kendisine basta Dave Douglas`la izlediğimiz Linda Oh, davulda Ziv Ravitz eşlik ediyordu. Sanatçı son çıkan işlerinden örnekler seslendirdi. Daha çok yeni, Eylül ayında Benny Goodman`a saygısını belirttiği "Reimagining" isimli çalışmasını yayınlayan Etkin önceki kayıtlarına göre daha farklı bir albüm hazırlamış. Bomonti`yi dolduranlar tarafından çok sevilen bir konser oldu dün gece. Konser sonrası cazseverlerle biraraya gelen sanatçı hem yanında getirdiği az sayıda son albümünü gözaçıp kapayıncaya kadar tüketti hem de sohbet edip yeni insanlar tanıdı.

Gecenin diğer konseriyse Nardis`de izlenen Önder Focan`ın "Standard A La Turc" isimli projesiydi. Aynı isimli albümüyle yerli caz sahnesinin en önemli albümlerinden biri kaydetmişti Önder Focan. Yakından tanıdığımız Türk müziği bestelerini caz formunda seslendiren "Standard A La Turc" kaydındaki besteleri müzikseverler dün akşam bir kez daha dinleme imkanı buldu.

25. Akbank Caz Festivali hızla devam ederken dün festival koşturmacasına ara verdim ama yine de cazın çeperinden uzaklaşmış değilim. 27 Ekim gecesi Nardis`e bir caz starı konuk olacak. Wynton Marsalis’den Kurt Rosenvinkel’a Joshua Redman’a kadar pek çok büyük isimle sahne almış piyanist Aaron Goldberg konseri öncesi Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü Caz Akademisi’nde bir atölye çalışması gerçekleştirdi. Akademi’nin direktörü Yeşim Pekiner`in daveti üzerine bende dinleyici olarak katıldım.

Goldberg’in müzisyenliği, besteciliği yanında eğitimci kimliği ve hitabet gücü eşsizdi. Atölye Goldberg’in kendini tanıtması, caz macerasını anlatmasıyla başladı. Caz eğitimi veren kurumların  asıl amacı dinleyicinin beynini açıp içine bilgi yerleştirmek değil onları birlikte çalışacak benzer yeterliliğe sahip müzisyenlerle aynı ortama sokacak ve onlara ekipman ve etkinlik anlamında yol gösteren yerler olduğundan bahsedildi. Müzik eğitimi konusunda salondaki dinleyicilerin çoğunluğundan kabul gören görüşlerini aktardıktan sonra salondaki müzisyen katılımcılardan sorular almanın zamanı gelmişti. Hemen belirteyim salonda bulunan müzisyenler arasında Su İdil, Uraz Kıvaner, Eylül Biçer, Tamer Temel, Melisa Kral ve  onlarla birlikte Sibel Köse yer alıyordu.

Soru cevap faslının ardından Goldberg’in çalmak isteyenleri sahneye daveti üzerine sahneye çıkan ilkili üçlü grupların performansı üzerine `caz doğaçlama`, `takım uyumu` ve `olumlu performans` eleştirileri yapıldı. Uzun süredir bu konular üzerine çalıştığım ve benzeri atölyelere konuk olduğum halde bu seferki kadar öz ve amaca yönelik, akılda kalıcı bilgilendirme aldığım bir çalışmanın olduğunu hatırlamıyorum. Cazın geleceği mevzu bahis olduğunda benim gözlemime göre hem genç nesil, dünyaca bilinen müzisyenlerin bilgi düzeyi hem de genç Türk müzisyenlerin kendine olan güvenleri ve müziklerine sımsıkı sarılmış olmaları bana cazın geleceği konusunda güven verdi.

Goldberg’e Nardis`de uzun süreli yol arkadaşları Gregory Hutchinson ve Ruben Rogers eşlik edecek. Amerikan cazının bu çok aranan ve yaratıcı, pırlanta gibi üçlüsünü ülkemizde izlemek isteyenler biletlerini önceden aldılar. Zira son güne bırakanlar bu konseri de bir öncekiler gibi kaçırdılar.

Türkiye’de caz eğitimi hakkında aklınıza takılan bir konu varsa Bahçeşehir Üniversitesi Caz Akademisi sorularınıza yanıt olabilir.

Okunma 32712 defa Son Düzenlenme Cuma, 30 Ekim 2015 09:49
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Semih Maden

Caz müziğine olan ilgisi hergeçen gün artmaktadır. Amatör olarak ilgilenmekte olduğu saksafon ise hayatında ayrı bir yer tutmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors