Kayıt Ol

"My Best Friends Are Vocalists" Albüm Lansmanı

Salı, 22 Eylül 2015 19:42 Haberler
(0 oy)
Türkiye`nin caz müziği bakımından dün bir gurur gecesine tanık olduk.

İyi bir çizer olsaydım dün gecenin (17 Şubat, Salı) iki ayrı yüzünün resimli hikayesini çizerdim. Aslında, dün gece konsere gitmek için yola çıkmakla başlamadı… Aylar öncesine uzanan bir hikaye bu. Sevgili Ozan`la fırsat buldukça çok özen gösterdiği konseri konuşuyorduk. Nerdeyse albümün kendisi kadar önem veriyordu. İş Sanat`la konser gününün belli olması `o gün mü olsun, bu gün dolu hay allah` gibi dalgalı bir seyir izlediğinde nihayet 17 Şubat tarihi ortaya çıkmıştı. Bu dediğim yine en az iki ay öncesi… Resimli hikayenin ilk yüzü konser salonuna varana kadarki bölüm ama bu kısmın başrolünde İstanbul var. Herhalde, başta Ozan, hiç kimse dünün, son yılların en karlı İstanbul günü olacağını tahmin etmiyordu. Sadece Boğaz Köprüsü`nün Anadolu ayağı ile Avrupa ayağı arasını 28 dakikada geçtiğimizi söyleyelim gerisini hepiniz yaşadınız zaten. Konser sonrası ayaküstü sohbetlerden anladığım kadarıyla tüm ekip, izleyicilerin gelip gelemeyecekleri konusunda haklı olarak endişe etmiş. Konser saatinden en az ikibuçuk saat önce yola çıkıp metrobüs+metro marifetiyle varma planıma rağmen salonun kapısından içeri girip bir yer bulup iliştiğimde sahnede Şevval Sam şarkısının sonlarına gelmişti. Sam, şarkısının sonunda Özgecan Aslan`ın hepimizde yarattığı travmatik ağırlığın etkisinden sözetmesi içimizde zamanla ve hayatın akışı içinde kapatmak zorunda kalacağımız günah odasının kapısının bir an olsun tekrar açılmasını sağladı. İyi de oldu. Duygusal olarak hangi dehlizlerden geçerek konser salonuna vardığımızın ispatıydı adeta. Unutmamamız gerektiğinin de…

Ayşe Gencer ve İmer Demirer sahneye geldiğinde benim için güzel bir caz konserinin kapısı da ardına kadar açılmış oldu. "İstanbul" şarkısı Ayşe Gencer`in Ayten Alpman-Sevinç Tevs ekolünü hatırlatan söyleyişi, özellikle kelime ve hecelerin telaffuzunda günümüzde rastlaması pek mümkün olmayan doğallık ve başkalığı albümde yer alan aynı şarkıyı daha dikkatli ve üstüste bir kaç kez daha dinleme notunu önemle bir kenara kaydettirdi. Hazır yeri gelmişken, Ozan`ın sahnede söylediği gibi, Türkiye`nin en iyi iki caz trompetçisi; İmer Demirer`le Şenova Ülker`i aynı sahnede izleme şansı bulmak dün geceki konserin gizli hazlarından biriydi. Not düşelim…

Dün geceki konserin benim için en merak uyandıran isimlerindendi Sanem Kalfa, nedeni ise yeni albümü "Nehir"i çok beğenmiş olmamdı ama şimdiye kadar sahnede Sanem`i izleme fırsatım olmamıştı, merakın arkasındaki neden bu idi. Albümdeki Sanem ile sahnedeki Sanem farkı ne idi? Albümdeki vokal soyutlamalarını sahnede de canlı yapıyor muydu ve daha bir dolu soru… El cevap; evet, hepsini ve daha çok şarkı söyleme durumu olsa belki daha da fazlasını. Vokal katmanlarıyla olsun, icra anındaki konsantrasyonu ile vücut dili uyumu olsun izlemesi heyecan verici ve albümünü de lafın yeri gelmişken dikkatle önerelim.





Yerli caz konserlerinde dün geceki sayıda müzisyeni [ki sanırım 30 kişi civarında olmasız lazım] aynı sahnede izleme imkanı pek değil nerdeyse hiç bulamadığımız için sahne, konser ve müzisyen koordinasyonu konusunda gözleyecek çok detay vardı ve Türkiye`de bir `stage manager` lüksümüz olmadığı halde parçalar arası giriş-çıkışların konser akışı içindeki başarısı dikkat çekiciydi. Bu noktadan hemen `House Band` notlarına geçmekte fayda var. Sesiyle sahnede olanlar kadar enstrümanıyla sahnede olanlar da oldukça başarılıydı. Özellikle, Avrupa`dan gelen, birbiriyle zaman içinde yoğun uyum yakalamış büyük orkestraların dinamik enstantanelerini hatırlatan bir çok küçük kare var aklımda. Sahnenin bir ucundaki piyano ile karşı ucundaki davul & bas dengesinin arkasında trombon-trompet-saksofon grubunun yerleşimi harikaydı. Müzikleri de öyle… Ozan`ın bestelerin `wordless` bölümlerinde yoğunlaştırdığı post bop pasajlar benim gibi cazı sade kahve tadında sevenler için adeta biçilmiş kaftandı ve tam da bu anlarda Bulut Gülen`e, Şenova Ülker`e, Engin Recepoğulları`na, Elvan Aracı, Can Çankaya ve Uraz Kıvaner`e ve tabii Ozan ile Ferit`e içten bir selam söylemek şart.

Konserde [ve albümde] her vokalin kendi rengi var, aslında dün gece, Türk cazının duayen isimlerinden Neşet Ruacan`la izlediğimiz Ece Göksu ile bu gece ayrıca bir randevumuz daha var, konserde Ozan`da hatırlattı. Eğer kar yolları tümden kapatmazsa bu gece ayrı bir konser sözümüz var ama, bir yıl önceki Akbank Sanat konserinden hatırladığımız Ece Göksu`nun Shiraz şarabı tadındaki yorumu her yıl üstüne koyarak yıllanıyor. Neşet Ruacan bizi uzun yıllar albüm konusunda bekletti-bekletti-bekletti ama şimdi artık elimizde bir iftiharımız var. 56 yılık Henry Mancini bestesi "Slow Hot Wind" bu karakışta eminim bize iyi gelecek.

Sahnede çoğu duayen olmuş gitaristlere ayrı paragraf açmadan olmaz. Benzer ekolün usta isimleri olan Yaşam Boyu Başarı Ödüllü Neşet Ruacan, sayısız genç gitaristi etkilemiş Önder Focan ve gitarını fazla dinleme imkanı bulamadığımız Kamil Özler, bir parçada Sarp Maden ile artık Türkiye`de yaşayan Dave Allen (ve Sanem`le birlikte yurtdışından gelen Dimitriu) bize caz gitarın en çarpıcı fotoğrafını görmemiz bakımından önemliydi.

Dün gecenin zirvesi şüphesiz İlham Gencer`in gençliği ve müziğe karşı doksan yılllık iştahıydı. Dans etmesi, şarkı söylemesi, İpek Dinç`le nesilleri alteden uyumları sahneye yakışıyordu. Keza, Dolunay Obruk`un `flirteuse` ve partnerini bulduğunda renkli bir `cabaret`e doğru yönlenecek tada sahip sahnesi, üç-dört ses birlikte scat vokal katmanlı parçalardaki rengi ve uyumu biz izleyenlere niye bizim de yaratıcı konser konseptleri üretebilen `impresario`larımız yok dedirtti. Dün gece sahnede yanyana izlediğimiz Sibel Köse, Ece Göksu, Sanem Kalfa ve Dolunay Obruk performansı kesinlikle özel bir festival konseri duygusu yarattı ama bir `impresario` dokunuşu şartıyla… Fikri bile heyecan verici değil mi?

Gecenin İlham Gencer ile birlikte iki erkek sesi daha vardı; büyük bir usta Fatih Erkoç ve harika bir Bora Uzer… Fatih Erkoç için söylenecek yeni bir şey bulması zor ama Bora Uzer`i ayrı not etmemiz şart. Zaten iyi bildiğimiz `funky` sahnesinin cazla daha sık buluşması şart! Keşke onu Al Jarreau ile aynı sahnede izleyebilsek… Yılın konseri olmaz mı? Aynı `impresairo`ya bu projeyide ihale edelim ve heyecanla bekleyelim.

Konserin vokalsiz kısımlarının zirvesini ise en sonda Ozan`ın kızı için yazdığı "Blues for Ayşe"de yaşadık. Başı çeken Şenova Ülker`in kaçış noktalı icrası diğer nefeslileri de tahrik etti ve konserin kapanışı için de şık bir finale imza attı.

Sözün sonu… Kar yolları kapayamadı, belki başka bir konser olsa dünkü salon böyle dolmazdı ama bizim, cazseverlerin, hepimizin elini taşın altına koyarak Türkiye caz ortamında böyle özel bir albüm serisinin ikincisini yaptığı için Ozan`a borcumuz var. Albümünü satın alma, konserlerini doldurma ve onu serinin üçüncü ve dördüncüsünü de kaydetmesi için yüreklendirme, cesaretlendirme borcu… Genç bir caz müzisyeninin hayalleri olduğunu, bu hayallerin gerçekleşebildiğini ispat ettiği için sevgili Ozan`a teşekkür etme borcu.
Okunma 1171 defa Son Düzenlenme Salı, 22 Eylül 2015 19:44
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Cavit Külebi

Saksafon tutkusu ilk günkü gibi devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors