Kayıt Ol

John Coltrane ve Müziği - Bölüm 1

Perşembe, 02 Temmuz 2015 18:49 Saksafon
(0 oy)
Caz tarihindeki en iyi müzisyenlerin bir listesini yapsaydınız eğer, birkaç kuşak müzisyeni birden etkileyen, olağanüstü derecede yaratıcı olan ve neredeyse insanüstü bir enerjiyle çalan müzisyenleri dahil ederdiniz. 1950’ler ve 60’larda bu üç özelliğe sahip olan bir müzisyen yaşadı: John Coltrane (1926 – 1967).

Bir saksofoncu, besteci ve grup lideri olarak 60’lardan bugüne kadar yaşamış her kuşaktan müzisyeni etkiledi ve halen de etkilemektedir. Doğaçlama konusunda getirdiği yenilikler ve geliştirdiği kavramlar sadece saksofoncular değil, piyanistler, trompetçiler ve gitaristler tarafından da etüd edildi.

Coltrane, 50’lerin başında tanınmış biri değildi. Ama 1955’te Miles Davis’le kayda girdiğinde çok özgün bir stil geliştirmişti bile… Ve 1967’de ölümüne dek bu stili geliştirdi. Bu gelişimin sonucu, Coltrane’in kariyeri boyunca yaptığı albümleri dinlersek üç ya da dört ayrı saksofon çalış stili ve birçok beste yapma şekli tespit edebiliriz.

Ustaca doğaçlardı
Sert dokulu, köşeli, geniş ve karanlık bir tonu vardı. Birçok saksofoncu tizlerle çaldığında tonunun genişliğini kaybeder ya da peslerde çaldığında ajilitesini yitirir. Coltrane, tizlerde ve peslerde de enstrümanına son derece hakimdi. O kadar yetkin ve ustaca doğaçlardı ki, Sonny Rollins, Charlie Parker veya Lee Konitz’in olağanüstü hızına ve ajilitesine alışmış olan dinleyicileri bile etkilerdi. Coltrane’in çalışında, kulağa ilk çarpandan fazlası vardı. Hızlı ve olağanüstü bir tona sahip bir saksofoncu olmaktan öteydi. Kendini denetleyen ve yaptığı işi mercek altına alan acımasız bir şekilde eleştiriden geçiren, çok ciddi ve mizahtan uzak bir zanaatkârdı. Kariyerinde zayıf olduğu tek bir an bile yoktur. Bu açıdan Charlie Parker’a yakındır.

50’lerin sonunda, Coltrane sık sık, 16’lıklarla dolu, uzun cümlelerle dolu yoğun sololar atardı. Notalar, saksofonundan sanki bir şelale şeklinde çıkıyordu, ama bu notalar dinleyiciye rastgele de fırlatılmıyordu. Her bir nota, hızlı çalınsa bile dikkatlice seçiliyordu. Bu notalar melodik bir fikrin ortasına çok mantıklı bir şekilde oturuyordu. Coltrane’in bu dönemde çaldığı cümleler, bugüne kadar yaşamış yüzlerce müzisyen tarafından etüd edildi ve kopya edildi.

Coltrane’in üzerine çalınması zor akor dizilerine olan ilgisi, geniş tonu Coleman Hawkins’i de etüd ettiğine işaret ediyor. Duke Ellington’ın star solocusu alto saksofoncu Johnny Hodges, Coltrane’in ilk etkilendiği müzisyenlerdendir. Bu iki müzisyenin ortak özellikleri vardır. Coltrane’in tonunun derinliği ve doluluğu Hodges’ı andırır. Coltrane’in süslemeleri de Hodges’ı andırır. Coltrane’in tiz bir hedef notaya doğru, gam notalarını bir merdiveni tırmanır gibi çalması, Hodges’ın da en belirgin özelliklerinden biridir. İki müzisyen de baladları çok özenle çalar.

Coltrane’in imzalarından biri tiz notalarda “ağlamak”tır. Özellikle 1960’lardaki kayıtlarında bu tekniği sıkça kullanır. Bu tekniği, Earl Bostic’ten almış olabilir.

'Multiphonic' sesler
Zaman zaman Coltrane, birçok frekansın aynı anda duyulduğu sesler çıkartırdı. Bu seslere “multiphonic” adı verilir, ve bu sesler yer yer akor çalınıyormuş izlenimini yaratır. Coltrane’in 1959’da yaptığı “Coltrane Jazz” albümündeki “Harmonique” adlı parçasında, bu metodu melodiyi çok sesli hale getirmek için kullanır, ama 1960’ların ortasında sololarında bir climax(?) yaratmak için multiphonicleri sık sık kullanır (“Meditations”, “Expression” ve “Live in Seattle” adlı albümlerinde multiphonicleri sık sık duyabiliriz). Albert Ayler’la birlikte, John Coltrane tansiyon yaratmak adına tiz notalarda multiphonic çalma fikrini popülarize etmiştir.

Lester Young’ın favori cümleleri, ve notalarında “bend” etme özelliği tespit edilebilir. Ve Dexter Gordon’ın dolu ve karanlık tonundan, legato stilinden de izler taşır. Coltrane, Gordon veYoung, üçü de birbirine bağlı aralıksız çalınan notalardan oluşan uzun cümleler kurarlardı. Bu cümlelerde neredeyse hiçbir staccato (vurgulu) çalınan nota bulamazsınız.

Coltrane, Dexter Gordon’dan etkilendiğini açıkça belirtmiştir. Gordon’un Coltrane’in üzerindeki etkisini kabul etsek de, Coltrane’in erken dönemindeki özgünlüğünü yadsımamamız gerekir.

Ayrıca Coltrane, Sonny Stitt’ten de etkilendiğini belirtmiştir. Stitt’in teknikleri Coltrane’in Miles Davis’le yaptığı ilk kayıtlarda duyulabilir.
Coltrane, Miles Davis’in grubuna katılmadan önce çok kayıt yapmamıştı. Ama onun müzikal dehasına en yakın çağdaşı Sonny Rollins, müzik dünyasında çoktan bir isim yapmıştı. Coltrane’den dört yaş genç olmasına rağmen Rolllins, çoktan önemli bir figürdü. Bunda, Sonny Rollins’in, Coltrane’den önce Miles Davis’le kayıt yapmış olmasının payı büyüktü. Bir karşılaştırma yapmamız gerekirse Coltrane, Sonny Rollins’e göre daha karanlık, daha geniş ve daha ağır bir tonu vardı. Daha legato (bağlı) çalardı, sessizliği daha az kullanırdı, Charlie Parker’a daha az bağlıydı.

Monk, Davis ve Coltrane
Coltrane, 1957’de Miles Davis’ten ayrıldığı bir sırada, Thelonious Monk’la çaldı. Coltrane, bu tecrübeden çok faydalandığını söyler. Monk, tenor saksofonda birden fazla nota çalınabileceğini gösteren ilk kişidir (multiphonics). Monk, Coltrane’in aynı parçada uzun sololar çalmaya ve bu sololarda kendini tekrarlamamaya zorlardı. Böylece Coltrane aynı akor dizileri üzerine uzun uzun doğaçlarken bir süre sonra parçaya farklı bakış açıları bulmak zorundaydı. Coltrane’in Monk'la çaldıktan sonra kaydettiği Miles Davis’in “Milestones” albümünde, Monk’tan önce kaydettiği Miles Davis albümlerine (“Steamin”, “Cookin”, “Workin” ve “ Relaxin” ) göre daha da ustalaştığını fark edebiliriz.

Coltrane’in 1960’tan önce çalışını incelersek armonik açıdan çetrefilli akor dizileriyle ilgilendiğini görebiliriz. Ve bu konuda be-bop piyanistleri kadar ustalaştığını görürüz. Coltrane, bir parçanın yazılı akorlarına, yeni akorlar eklerdi. Bu özellik bir zamanlar Art Tatum ve Don Byas’ı diğer müzisyenlerden farklı kılan bir özellikti. Örneğin Coltrane, Eddie Vinson’un 16 ölçülük bestesi “Tune Up”ı alıp, bu parçanın armonik ritmini ve akor sayısını çifte katladı. Ve bu yeni akorların üzerine ayrı bir melodi yazdı, ve parçayı “Countdown” olarak adlandırdı. (Bu parça “Giant Steps” albümünde yer aldı). Önemli olan seçtiği yeni akorlarını niteliğiydi ve onların üzerine nasıl doğaçladığıydı. Coltrane, birbirinden uzak, aynı tonaliteye ait olmayan akorları yanyana koyuyordu. Bir gamı üçe bölüp “Three Tonic System ” başlığı altında bir armonik yenilik yarattı. Bu yenilik, Coltrane’in caza en büyük katkılarından biriydi. “Giant Steps” parçası da tonaliteden tonaliteye atlayan, birbirlerinden uzak akorların yanyana çalındığı bir parçadır. Caz müzisyenleri için hala üzerine çalınması en zor parçalardan biridir. Hatta müzisyenler arasında bu parçayı hızlı tempoda çalabildiklerinde, her parçayı rahat çalabileceklerine dair yaygın bir inanış vardır. Coltrane doğaçladığında her akor tonunu özenle duyurur, ve akorların üzerinde çalınacak gamlar konusunda son derece hakimdir.

1960’ların başlarında Coltrane’in tonu yumuşadı. 1960’dan önce olduğu gibi hala köşeli ve keskindi ama dokusu artık o kadar sert değildi ve rengi daha açıktı. Sound’undan çıkan özgüven artmıştı. Bu tonun ağır varlığı ve Coltrane’in bu tonla yorumlama şekli, bir çok kişiyi Coltrane’in müziğinde ruhani bir güç olduğunu düşünmeye itti. Sound’u o kadar baş döndürücüydü ki, ve soloları çok uzun süreler o kadar çok enerjiyle çalıyordu ki (bazen bir saatten fazla), basit bir ölümlünün bu güce sahip olabileceğine inanamak zordu.

Balad yorumlayıcısı olarak Coltrane
Dinleyicilerin çoğu Coltrane’i orta ya da hızlı tempolarla çalınan parçalarıyla tanır. Ama Coltrane, caz tenor saksofon tarihindeki en güçlü balad yorumlayıcılarından biriydi. Yavaş melodiler çaldığında, hızlı parçalarda çaldığından daha ekonomikti. Sanki hızlı parçalarda adetten çaldığı nota yağmurunu, baladlarda dolu ve derin tek bir notaya kanalize ediyordu. Uzun notalara derin derin üflüyor, ve bir aralıktan diğerine kusursuz bir şekilde geçiyordu. Coltrane’in en iyi bestelerinden çoğu baladdır. “Naima” (Giant Steps), “After the Rain” (Impressions), 1964’de kaydettiği “Wise One” ve “Lonnie’s Lament” (Crescent), “ Dear Lord”.

Coltrane, 1965’te “Ascenscion” adında bir albüm yaptı. Konsepti ve sound’u Ornette Coleman’ın “Free Jazz”ına benziyordu. Ascensicon’da çok yüksek tansiyonlu bir kolektif doğaçlama yapılıyordu. Bu grupta 4 saksofoncu, 2 trompetçi ve bir de ritm section vardı. (Coltrane müzisyenlerine çalabilecekleri dört ayrı gam vermişti). Ve sonuçta caz tarihinin en önemli kolektif doğaçlama albümlerinden biri ortaya çıkmıştır.
1960’larda ve 70’lerde armonik bazlı ama akor dizilerinden ve mode’lardan kurtulmuş bir kolektif doğaçlama birçok müzisyen tarafından denenmişti (Miles Davis’in “Bitches Brew”, “Live Evil”, “Live at Fillmore East” ve “Black Beauty” albümleri, Weather Report’un ilk albümleri). Bu tip deneyler yapan müzisyenler Ornette Coleman’a, Sun Ra’ya ve John Coltrane’e çok şey borçludur. Ama üçü arasında en çok öne çıkan müzisyen John Coltrane olduğu için birçok müzisyen “Ascenscion” ya da “Meditation” gibi Coltrane alübmlerini başlangıç noktası olarak görür.

Coltrane, 1965 – 1967 yılları arasında başka bir tenor saksofoncu olan Pharoah Sanders’la birlikte albümler yaptı. Bu albümlerdeki modal yaklaşımların caza dahil edilmesinde büyük katkıları oldu. Miles Davis “Kind of Blue” albümüyle bunu yıllar önce yapmış olsa da, modal armoninin üstünde Coltrane kadar durmadı. (Bu arada mode, belirli notalara sahip bir gamdır, buna makam da diyebiliriz.)

Okunma 1351 defa
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Hüseyin Gürpınar

Nefesli müzik aletleri ile ilgilenmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors