Kayıt Ol

Jan Garbarek ile Söyleşi

Çarşamba, 22 Temmuz 2015 13:12 Saksafon
(0 oy)
Garbarek, 14 yaşındayken radyoda dinlediği John Coltrane'nin Countdown parçasının ardından caza karşı ilgi duyduğunu söyledi.

14 yaşında bir şarkı dinledi ve bütün hayatı değişti. Binlerce kişi yıllar sonra onu Jan Garbarek olarak ayakta alkışlayacaktı. Cazın usta ismi bugün ve yarın İstanbul’da CRR’de sahne alacak. Yıllardır başarılı müzik kariyeri, sayısız albüm ve projesiyle dünyanın en önemli caz üstatlarından biri olarak anılan Jan Garbarek, her biri usta müzisyenlerden oluşan ekibiyle bugün ve yarın akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alacak. Garbarek sorularımızı yanıtladı.

40 yıldır süren müzik hayatınızın başlangıç noktasını merak ediyorum. Çocukluk yıllarınızda mı başladı müzikle olan ilişkiniz?

Aslında müziğe karşı bir cazibeye kapılmamıştım. 14 yaşındayken kızlarla dans etmek eğlenceliydi. Daha sonraları Coltrane’i radyoda dinledim ve her şey değişti. Hayatımdaki en ciddi anlardan birisiydi. Arkadaşlarımla dışarıdaydım, akşam eve gelmiştim ve müziği duydum, birden bir şey durmama sebep oldu, çok özel bir şey hissettim. Müzik bittikten sonrada, haftalık caz saatinin bittiği anonsu geldi. Böylece dinlediğim müziğin caz olduğunu öğrendim.

Hangi şarkıydı peki o?

John Coltrane’nin Giant Steps albümünden “Countdown” parçasıydı. Daha sonra bu albümü aldım ve bir kaç yıl boyunca her sabah dinledim. Aileme bana saksafon almaları için baskı yaptım ve bir sonraki Noel’de aldılar. Çok eski ve kötü bir enstrüman olduğunun farkına daha sonra vardım. Nasıl saksafon çalınacağına dair bir kitap aldım ve enstrüman elime ulaşıncaya kadar kitabı çalıştım.

Müziğinizi, klasik anlayışa göre caz olarak tanımlayabiliyor musunuz?

Bana göre caz Louis Armstrong ile başlayıp 65’lerde bitti. Bundan sonra başlayan yeni şeyler cazdan farklı. Bana göre caz Armstrong, Ellington, Oscar Peterson, Gene Ammons, Dexter Gordon’dur. Miles ve Coltrane’in ilk dönemleri de caz olarak sayılabilir fakat bundan sonraki çalışmaları cazın dışına çıkmıştı.

Peki, siz müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben müziğimi caz olarak tanımlamıyorum. Daha farklı bir şey ortaya çıkarıyorum ve yaptığım işten memnunum. Müziğim için de herhangi bir isim bulma derdinde değilim.

Bu aralar iki davulcu arasında farklı tercihlerde bulunuyorsunuz. Bazen Manu Katché ile bazen de Trilok Gurtu ile çalışıyorsunuz. Onların karakterleri gruba nasıl yansıyor?

Gerçekten her ikisi de farklı davulcular. Enstrümanlara yaklaşımları farklı, kültürleri farklı, disiplinleri farklı, kişilikleri farklı. Her şeyleri farklı. Ve ben her ikisiyle de birlikte çalmaktan dolayı çok memnunum. İki davulcu tercihinde bulunmak benim açımdan ve grup açısından farklı bir deneyim oldu.

Grubunuz içerisindeki doğaçlamalar belirli taslak çerçevesinde gelişiyor, bu konu hakkındaki yorumunuz nedir?

Bence, prensiplere daha bağlı ve planlı olmamız bize daha fazla serbestlik kazandırıyor. George Russell ile çaldığım zamanlar bu fikri edinmiştim. Üzerinde düşünecek pek de bir şey yoktu, elindeki bu imkânları kullanıp, ilginç bir şeyler ortaya çıkartmam gerekiyordu. Bu bana, sınırlamaların yaratıcılığı tetikleyebileceğini öğretti. 60’larda serbest caz yaparken de bu konuyu düşündüm. Madem her şey o kadar serbest niçin birçok beste birbirine benziyordu? Aslında bu serbestlik anlayışı bir nevi kısıtlama gibiydi. Bu ilginç bir çelişki.

Yıllardır pek çok farklı yerde konserler veriyorsunuz. Canlı performans albümünüz neden bu kadar gecikti?

Bunun pek çok farklı sebebi var. Şu an kayıt yapılabilmek için koşullar çok daha elverişli. Bu tür kayıt ekipmanlarının kontrolü kolay ve gittikçe daha da küçülüyor. Önceden bu işleri yapabilmek oldukça zordu. Çok fazla şansınız yoktu, en fazla bir veya iki deneme yapabiliyordunuz. Canlı bir kayıt olduğunda üzerinizde belli bir baskı hissedebiliyordunuz. Bunun sonucunda sonuç iyi de olabiliyordu kötü de. Şimdi bir ses teknisyeni tüm ekipmanla birlikte bizimle seyahat ediyor. Ekipmanın kurulumu da oldukça kolay. Beş gece konserleri kaydettik. Bu beş konserin hepsini dinledim. Aralarında en beğendiğimiz Dresden konseriydi çünkü ses bakımından en iyisi oydu.

Okunma 1099 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 22 Temmuz 2015 13:28
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors