Kayıt Ol

Maria Schneider "The Thompson Fields"ın Dünya Turnesinde

Cumartesi, 07 Kasım 2015 14:44 Haberler
(0 oy)
Dün gece, nerdeyse bir yıla yakındır beklediğimiz konsere nihayet kavuştuk.
Bu yılın olduğu kadar belki de son yılların en güzel caz konserlerinden birinin tanığı ve özellikle Big Band`ler müziğine meraklı, bu büyük orkestraların geçirdiği evrimin 21. yüzyıldaki geleceğini merak eden biri olarak son yıllarda iki büyük (hatta üç) deneyim yaşadığımızı söyleyebilirim. İlki Darcy James Argue`s Secret Society`nin "Brooklyn Babylon" albüm konseriydi ki geçen sene İstanbul Caz Festivali`nde izledik. İkincisi Jaga Jazzist konseri (ki bu ay bu grup yine konser verecek) ve üçüncüsü, dün gece ülkemize (bildiğim kadarıyla ilk kez) teşrif eden, uzaktan albümlerini ve haberlerini heyecanla takip ettiğimiz harikulade kadın Maria Schneider ve orkestrasının yeni albüm turnesi nedeniyle izlediğimiz "The Thompson Fields" konseri oldu. Jaga Jazzist`i hariç tutarak konuşursak eğer Darcy James Argue`nun Secret Society`si endüstriyel müzik yapan bir Big Band. Her ikisinin de kendi iç öyküleri ve anlatıları var. Her iki müzisyende çok güçlü ve yaratıcı besteciler, çok iyi orkestralar kurmuşlar ve idealistler. Amacım, yazması çok zevkli gelmekle birlikte iki konseri ve ismi mukayese ederek dün geceki konserin tadını kaçırmak değil, sadece yazının başlangıcı olması bakımından gerekli gördüğümü söyleyebilirim.

Maria Schneider yeni albümü "The Thompson Fields"ın dünya turnesinde.

Dün konserde tamamını dinlediğimiz "The Thompson Fields" Maria Schneider`in yedi yıl aradan sonra yayınladığı ilk albüm. Bu kadar uzun ara vermesinin sebebi belli oldu. Göz ucuyla baktığım kadarıyla eleştirmenler bestecinin en iyi albümü olduğu konusunda hem fikirler. Schneider, albümü hakkında hem dün konserde hem bu yazıya oturmadan albüm kritiklerinde kendi notlarını ileterek müziğin ilham basamaklarını bizzat kendisi anlatıyor. Güneybatı Minnesota`da yetişen bir kır insanı kendisi. Yeni albümdeki besteler daha ilk notadan itibaren çocukluğundan itbaren içinde yetiştiği büyük peyzajlar, doğanın içindeki küçük yaşamlar, gözyüzü ve yeryüzü arasında uzanan sonsuz çizgi sanatçının ruhunda büyük manzaralara daimi pencereler açmış. Birbirine bağlı insanların yaşadığı küçük bir aile çiftliğindeki çocukluk, Minnesota`nın gökyüzünü kavuran fırtınaları, büyük düzlükleri ve yeşillikleri, yüksek bir tepeden baktığınızda hızlı çekim savrulup giden bulutlar, kayarak ilerleyen güneş… Müziği ister istemez akla Bedrich Smetana, Mussougrsky gibi 19. yüzyıl büyük bestecilerin (özellikle Smetana) eserlerini getiriyor. Ama başka şeyler de var… Bu büyük peyzajların bir ucu bizi Rio`da aldığı samba derslerine de götürüyor. Albümde yer alan sekiz bestenin tamamı Schneider`e ait. Albümde Cornell Üniversitesi`nin "Birds by Paradise" projesinden esinlenilen bir beste, yirmi yılı aşan süre birlikte müzik yaptığı Laurie Fink`in anısına bir beste, Rio`da samba dersleri sırasında tanıdığı Paulo Moura`ya ilişkin çalışma da var. Müziğindeki Brezilya esintileri pastoral armoniye neşe, zerafet ve kıvraklık katmış.

Dün gece bireysel olarak çok güçlü müzisyenlerin kolektif uyumu inanılmazdı.

Bugün artık bir Big Band orkestrası kurmak ve hayatta tutmak çok zor bir iş. Maria Schneider de bunun farkında ve kurduğu orkestralar düzenli uhdesinde olan orkestralar değil. Bu mümkün de değil. Dün gece sahnede gördüğümüz orkestra da yer alan isimlerin her biri New York merkezli cazın çok önemli isimleri. Sarrusophone gibi sıradışı büyüklükte nefesli enstrümanları çalan ve enstrümanları kadar sıradışı müzisyen Scott Robinson, solosundaki free jazz tadına doyamadığım muhteşem nefesli ustası Steve Wilson; Woody Herman, Lionell Hampton gibi büyüklerin orkestralarında çalmış bir diğer nefesli ustası Dave Pietro, albümde akordeon çalan Gary Versace`nin yerine gelen Ron Oswanski, gitarda farklı konserlerde farklı isimlere yer verse de dün izlediğimiz son dönem caz gitarın başarılı genç ismi Lage Lund (ki özellikle solosu çok iyiydi), piyanoda muhteşem biri Frank Kimbrough, davulda başkası olsa dün bu müzik olmazdı diyeceğiniz kadar önemli biri Jonathan Blake ve onun sıradışı davul setup`ı, trombonuyla muhteşem bir stüdyo müzisyeni, eğitimci George Flynn ve ağırlıklı latin projelerde çalan Ryan Keberle gibi isimler Schneider`in müziğinin önemli parçası olan müzisyenlerine kendilerini ifade edebilecekleri soloları çalabilme alanları açması sayesinde konser bestelerin albümdeki etkisinin de üzerinde performanslar izlememizi sağlıyordu.

Maria Schneider insan olarak hemen seveceğiniz biri. İçten ve alçakgönüllü. Fotoğraflar yalan söylemez. Müziği (en azından yeni albümündeki) büyük armonilere, büyük kompozisyonlara sahip. Böylesi büyük cümleler daha çok klasik tavırlı bestecilere aittir. Gil Evans, George Russell ve 20. yüzyılın caz opera bestecileriyle Stravinsky gibi erken dönem modernistleri bir uca koyun, diğer uca -örneğin- Pat Metheny gibi benzer kökene sahip "Beyond the Missouri Sky" gibi müzikleri koyun ve 21. yüzyıl Big Band`lerini bu yönde daha neler neler yapabileceklerini yeniden düşünün. İnsan gerçekten böylesi yaratıcı isimlere gıpta ediyor, imreniyor, kıskanıyor, saygı duyuyor ve mutlu oluyor.



Okunma 906 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 07 Kasım 2015 14:57
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Cavit Külebi

Saksafon tutkusu ilk günkü gibi devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors