Kayıt Ol

Sinema ve Caz Müziğinin İlişkisi

Cumartesi, 31 Ekim 2015 10:32 Caz Üzerine
(0 oy)

Sinema ve Caz Müziğinin İlişkisi Nasıl Gelişmiştir?

Hemen her konu ve sanat dalına ilgisi olan şirketler ve onlar için çalışanlar daha en başından itibaren sinemanın müzikal potansiyeliyle ilgili denemeler yapmaya başlayacaktır."Ancak teknik gelişmeler yeterli olmadığı için bu denemeler hız kazanamamıştır."

The Jazz Singer Caz Şarkıcısı filminden hemen sonrasseni kullanıldığı film yapımı hızlanmış, bir süre sonra geniş kitlelere daha kolay ulaşmak için müzikal türü ortaya çıkmış, bu türe kendini yakın hissetmeyen yönetmenler bile salt popülerliği sebebiyle müzikal filmler çekmiştir. Müzikal filmlerin popülerliği 1960‟lı yıllarakadarsinema tarihinde iz bırakan çeşitli filmlerle devam eder.

Caz müziğine gelince, cazı anlamak icin blues'un ne olduğunu bilmek gerekmektedir.Blues müzik Afrika‟dan Amerika‟ya göç eden siyahilerin ağıt olarak söylediği ya da tarlalarda çalışırken ve yahutta cenaze törenlerinde söylediği, sözleri uzun ve acı, keder, hüzün gibi temaların işlendiği bir müzik türüdür ve caz bluesdan doğar.

Caz müziğin tarifi konusunda Mimaroğlu şu açıklamayı yapar: “Caz Amerikalı siyahların müziğidir.Fakat bu, beyaz müzisyenlerin de –arasıra aynı başarıyla- caz çalmadıklarını anlatmaz. Doğaçtan bir müzik olduğu için, yaratıcılıyla icracıyı birleştirir. Bununla beraber cazda yazılı müziğin de yeri büyüktür. Caz 1900‟lerin başında gelişmeye başlamış bir müzik türüdür.Sinema sanatı da 1900‟lerin başında kendini gösterip, gelişme yolundadır.Sessiz filmler döneminde bu iki sanatın buluşması mümkün olmayacaktır. Ancak 1927‟de ilk sesli film yapıldıktan sonra Hollywood‟ta ve bir süre sonra Avrupa‟da birçok filmin konusu caz müziğini içermiştir. Caz müziğinin etkin bir şekilde kullanılmış olduğu filmlerde caz sanatçılarının hayatları konu alınmış, caz müziğinden yararlanılmış, caz belgeselleri çekilmiştir.

Ragtime, eski zencilerin, çeşitli törenlerde söyledikleri şarkılara kadar uzanır. Amerika‟lı zencilerin çalışma sırasında söyledikleri halk şarkıları biçimi olan Blues, cazı meydana getiren en önemli unsurdur. Hot Caz, cazın perdeye ve sahneye geçmesinden sonra gelişen melodilerle meydana gelmiştir. Cuse,Hot Caz'ın devamı ve daha olgunlaşmışıdır. Bu gelişimle cazın karakteri kesin olarakbelli olmuş, caz bütün yönleriyle olgunlaşmış ve tamamlanmış bir müzik haline gelmiştir.

1895 yılında Paris‟te Lumiére kardeşlerin ilk gösterisinde perde de hareket ederek izleyiciyi şaşırtan tren sadece gara girmedi, yedinci sanat sinemanın toplumsal yaşama girmesini de sağladı.

Görüntülerin teknik olarak beyazperde üzerinde dakikalarca akması mümkün olunca, görüntüler yardımıyla iyi öykü anlatmayı başaran ve sinemayı meslek edinecek kişiler ortaya çıkacaktır. Fransa'da Georges Méliés'in 1914‟e kadaryaptığı, içlerinde ticari başarı da kazanan başta Aya Seyahat (1902; Le Voyage dans la lune), çok sayıdaki filmi buna örnektir.   Tiyatrodan ve romanlardan yararlanarak öykü anlatmayı Amerika'da D.W. Griffith başardı, Bir Ulusun Doğuşu(1915; The Birth of a Nation) ve Hoşgörüsüzlük (1916; Intolarence) gibi gelecekte ünlü Sovyet yönetmeni Sergey Eisenstein‟ıda etkileyecek fimler yaptı.Charlie Chaplin ünlü şarlo karakteriyle izleyicileri salonlara toplayan, çoğu toplumsal eleştiri olan, Köpek Hayatı (1918; ADog‟s Film), Şarlo Asker(1918; Shoulder Arms), Şarlo Göçmen (1917; The Immıgrant), Kırda Aşk(1916; The Vagabond), Şarlo Hacı (1923; The Pilgrim) ve hepsinden önemlisi en etkileyici filmlerden biri olan Yumurcak(1921; The Kid), Altına Hücum(1925; The Gold Rush), Modern Zamanlar(1936; Modern Times) gibi  eşsiz güldürülere imza attı.

  İtalya tarihsel filmler türünü geliştirdi,onlar arasında Giovanni Pastrone'nin 1914 yılında çektiği Kartaca Savaşları olarak da bilinen Pön savaşları sırasında Kartaca'da geçen olayların filmi Cabiria (1914; Cabiria) birçok ülkede ilgi gördü.

 1. Dünya Savaşı Fransız sinemasının gerilemesine yol açarken, Amerikan sineması Hollywood‟da kurulan bağımsız şirketlerle parladı.  Hollywood‟a da film çekmek için gelen ama başaramayanEisenstein, sinema sanatına kurgu kavramını yerleştiren Potemkin Zırhlısı (1925; BronyenosyetsPotyomkin) ile neredeyse bir sinema devrimi yapmıştı.1905 ihtilalinde bir gemideki ayaklanmayı anlatan ve liman kenti Odessa‟da geçen PotemkinZırhlısı, uzun süre tüm zamanların en iyi filmi olarak anıldı.    Ünlü ştalyan yönetmen Federico Fellini'nin tanımıyla 19.yüzyıl opera çağıydı, ama 20.Yüzyıl sinema çağıoldu, milyonlarca izleyiciyi salonlara soktu.

Güldürüler, westernler, melodramlar ile yedinci sanat sinemanın serüveni ilk günkü hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ederken, belki oyuncular konuşmuyordu ama sanılmasın ki salonlarda ses yoktu. Evet belki diyaloglar yerine arayazılar vardı ama filmler için özel yapılan müzikler uygun salonlarda film gösterimi süresince bir orkestra tarafından çalınıyordu.  Bilinen ilk film müziği Lumiere kardeşler tarafından yapılan ilk film gösterimi sırasında piyano ile yapılmıştı.1908‟de Guiz DükününÖldürülüşü(1908; L'assassinat Du Duc De Guise) filmi için ünlü besteci CamilleSaint-Saensmüzik yapmıştı. Bunun gibi 1913‟tePraglıÖğrenci (1913; Der Student von Prag) için Joseph Weiss, 1914‟ de Cabiria için Ildebrando Pizzetti özel film müzikleri hazırlamışlardı.

 Türkiye'de ise Beyoğlu‟nda sinemalar açıldığında çalınan müziklerin piyanistleri genelde gayrimüslim kadınlardır.Yirmili yıllarda bir beyaz Rus olan Valentine Taksin‟in, Cine Magic‟te sessiz film piyanistliği yaptığı bilinmektedir.Lüks sinemaların sayısı Beyoğlunda artınca orkestralar da kaçınılmaz olarak film gösterimlerine eşlik edecektir.   İzmir‟deki eski adı Milli Sinema olan Elhamra sinemasında da sessiz filmlerin müzikleri Mümtaz Uygun tarafından çalınmıştır; Cumhuriyet döneminin  Ankara‟sında ise, Basri Bey adlı birinin Ulus Sineması‟nda sessiz film piyanistliği yaptığı bilinmektedir.                              

 Eisenstein "Potemkin Zırhlısı‟nıhazırlarken önce Bach müziklerinden yararlandı, ama besteci Edmund Meisel‟e müzik sipariş verilince Berlin‟e giderek besteci ile görüştü ve bazı sahneler için ne tür müzik istediğini belirtti. Filmin müzikli ilk gösterisi bu nedenle Berlin'de yapıldı.

 Gramofonun, ardından vitofonun gelişmesi  senkronize edilen müzik ve ses efektleri arayışını sürdürdü, ve yardıma 1927 yılında Warner Bros film şirketinin AlanCrosland’a çektirdiği konuşmalı ve müzikli The Jazz Singer-(1927; Cazşarkıcısı) filmi yetişti.    Ardından 1927‟ de Warner Bross, New York Işıkları (1928; Lights of New York) filmi ile bütünüyle sesli olan bir film çekti.Böylece sesli film dönemi başlamış oldu.  "Caz Şarkıcısı" bir bakıma müzikal filmler dönemini başlattığı gibi, dinleyici kitlesi sınırlı olan caz müziğini sinema salonları yardımı ile geniş kitlelere ulaştı.

 Kısa zamanda çekilen müzikallerde kullanılan şarkılar ise listelerde hit konumuna gelecekti ve özellikle Arthur Freed ve Nacio Herb Brown hit şarkıları yazan besteciler arasında önde gelenler olacaktır. Müzikal film yapmak istemeyenler bile filmlerini şarkı ve dip müziklerle süslemek zorunda kalacaktır. Örneğin Alman yönetmen Sternberg'in 1930 yılında çektiği Mavi Melek (1930; The Blue Angel), yine aynı ülkeden Pabst'ın bir yıl sonra çektiği arkadaşlık ve konuşmalı filmin en iyi örneği olacak Fransız yönetmen RenéClair'in çektiği Paris Çatıları Altında (1930; Under the Roofs of Paris) ve yine aynı yönetmenin Chaplin'i de etkileyecek Milyon (1931; Le Million) gibi ilk sesli filmler bu yola gidecektir. Başlangıçta mikrofonların ağır olması ve hareketi engellemesi, çekim sırasındaki çalışan kameranın sesini alması benzer sorunlar, KingVidor‟un 1929 yılında çektiği Hallelujah(1929; Hallelujah)filmindedenenen dublaj ile zaten çözülmüştür.    

Film müziğinin babası olarak bilinen Max Steiner‟in, müziklerini bestelediği King Kong (1933; King Kong) filmi ile sesli sinemanın altın çağını başlatır.   Yeniden Caz şarkıcısı filmine dönersek, zenci ayrımcılığının had safhalara ulaştığı dönemlerde zenci müziği olarak anılan cazın kullanılması ironik olsa da, ses gibi caz da sinemaya girmiştir. Caz müziği de sinema gibi kısa zamanda bir tutku olacak, direnmeyi ve acıyı temsil eden özelliği paylaşılacaktır.  Cazın ilk yıllarında en çok beslendiği akım Amerika'ya gelen köle Afrika‟lıların halk müziği blues olmuştur.  

Caz, ABD'nin güney eyaletlerinde, 1900'lerin başında gelişmiş ve caz müziği, mavi notalar, senkop, swing, çoklu ritim, atışma ve doğaçlama tekniklerini kullanmıştır; caz müziğinin dünya ile tanışması ise 1917 yılında Dixieland Jazz Band'in ilk plaklarının piyasaya çıkmasıyla olacaktır.    Ordu bandolarının müzik aletlerini, nefesliler, üflemeliler ve vurmalı gitarları kullanan zenci müzisyenler, gezici olan ve cenazelerde çalan gruplar kurmuş ve bu müziğin kısa sürede çok sayıda kişiye ulaşmasını sağlamıştır. Hollywood sinemada kendi kültürünü yansıtmak isterken, caz müziğini etkin bir şekilde kullanmıştır.

 1934 yapımı Vanities’deCinayet(1934; Murder at the Vanities) filminde Duke Ellington‟ın müziği, 1943 yılında Vincent Minelli‟nin CabinintheSky(1943; Cabin in the Sky)filminde ise dönemin ünlü sanatçıları Lena Horne, Ethel Waters, Louis Armstrong ve Duke Ellington‟un performansları yer alacaktır.    

Otto Preminger'in 1955 yapımı AltınKolluAdam(1955; The Man WithThe Golden Arm)adlı kült filminde Frank Sinatra hapisten yeni çıkmış bir uyuşturucu bağımlısını canlandırır.Hapiste rehabilitasyon gören ve bateri çalmayı öğrenen Frankie çıktığında müzisyen olmayı kafaya koymuş, geçmişindeki kirli ilişkilerden ve uyuşturucudan uzak kalmaya karar vermiştir.Ancak başta, sakat olan karısı Zosch olmak üzere her şey onu yine eski hayatının içine sürüklemeye çalışır.Aşık olduğu Molly ise onun tek destekcisidir.Müzik gibi Molly de Frankie'nin yeni bir hayat için şansı olacaktır.Otto Preminger‟in 1959‟da yönettiği BirCinayetinAnatomisi(1959; Anatomy of a Murder) filminin “Progressive Jazz” müziklerini de bir sahnede kısaca görünen Duke Ellington yazmıştır. 1952 yapımı Singin'in the Rain ve yine 1959 yılında çekilen BirKatilinAnatomisicaz müziğini filmlerde ustaca kullanımın parlak örnekleri olacaktır.   

Yine Amerikan sinemasından John Cassavetes‟in 1959 yılında yazıp yönettiği Gölgeler (1959; Shadovs)filmi, Beat Kuşağı yıllarında New York‟taki ırklararası ilişkileri konu alandoğaçlama ağırlıklı bir film olarak tanınacaktır. Charles Mingus‟un grubundan saksofoncu Shafi Hadi‟nin katkıları sonucunda filmin müziği oluşmuştur. 1961 yapımı gibi Sidney Poitier ve Paul Newman'ın canlandırdığı Paris'te müzik yapan iki Amerika‟lı cazcının öyküsü ParisBlues(1961; Paris Blues) filmi de hatırlanması gerekenler arasındadır. Filme trompetçi Louis Armstrong ve caz piyanisti Aaron Bridgers de katkı verecektir.    Yeni Dalga Franız sinemasının yaratıcılarından yönetmen Jean-Luc Godard‟ın KadınKadındır(Femme 1961; Une est une Femme) filmi, ünlü besteci Michel Legrand‟ın müziğiyle Amerikan müzikal komedisine muzip ve oyunbaz bir saygı duruşunda bulunacaktır.    

Robert Wise‟ın YarınTehlikede(1959; OddsAgainst Tomorrow) filmi birbirinden nefret eden üç adamın umarsızlığı ve bu umarsızlığın sonucu olan soygunu anlatırken Modern Jazz Quartet‟in piyanisti John Lewis‟in müthiş caz müziği ile bir kara film harikası olacaktır.  Fransız yönetmen Louis Malle'in İdamSehpası(1958; Ascenseur pourl'échafaud)ise filmi yasak aşkı sebebiyle kocasını öldürmek ve buna intihar süsü vermek isteyen bir kadının hikayesini Miles Davis'in müziklerini kullanarak anlatır.  Başta Jack Kerouac olmak üzere Beat Kuşağının liderleri de kamuoyunun gözünde hep caz dünyasıyla özdeşleştirilmiştir. Kerouac‟ın yer aldığıPullMyDaisy (1959; PullMy Daisy) adlı filmde, ünlü şairAllanGinsberg de oynayacaktır.    

1970'lerin önemli filmlerinden biri Francis Ford Capolla'nın yazıp yönettiği,TheConversation (1974; The Conversation, Konuşma)olacaktır. Müşterilerinin istekleri doğrultusunda bir takım konuşmaları kaydeden özel dedektif Harry'nin yalnız ve kapalı hayatındaki en büyük zevki evde çaldığı saksafondur. Harry'nin müziği, onun olaylara yaklaşımında kendini ele verecek olan iç dünyasının aynasıdır.    

Caz tutkusu 1980‟lerde, bu tutkuyu yaşamış Fransız yönetmen Bertrand Tavernier' nin yönettiği, Oscar ödüllü müziklerini caz müziğinin efsanevi isimlerinden biri olan Herbie Hancock'un yaptığı GeceyarısınaDoğru (1986; Round Midnight) filmiyle gelir. En ilginci ise, filmdeki başrolü gerçek hayatta da bir caz efsanesi olan, gelmiş geçmiş en iyi tenor saksafonculardan biri sayılan Dexter Gordon'un canlandırmasıdır.Film "Dale Turner" adındaki Amerikalı siyahi bir caz saksafoncunun 1950'li yıllarda Paris'te geçen dramatik öyküsünü anlatmaktadır. Aslında bu öykü yarı biyografik de sayılabilir,zira bu hayali tenor saksafoncu "Dale Turner"ın öyküsü, gerçekte yaşamış iki efsane cazcının, yani tenor saksafoncu Lester Young ile caz piyanisti Bud Powell'ın gerçek hayat öykülerinin bir karışımıdır.Zaten Bertrand Tavernier filmini bu iki cazcıya ithaf etmiştir.  Bob Fosse'nin otobiyografik filmi  All That Jazz (1979; All That Jazz, Herşey Caz) gösteri dünyasının içinden bir yapıt olarak karşımıza çıkar. Ünlü yönetmenkoreograf Joe Gideon, Broadway'in zirvesindedir ama işine bağlılığı özel hayatını gittikçe yok etmekte ve ilaçlarla ayakta durabilmektedir.    

The Blues Brothers (1980; The Blues Brothers, CazcıKardeşler), yönetmenliğini John Landis'in yaptığı 1980 tarihli müzikal-komedidir ve Cazcı Kardeşler Orkestrası ayrıca filmde önemli yer tutar. Film, orkestradaki müzisyenler dışında ayrıca; Aretha Franklin, James Brown, Cab Calloway, Ray Charles  ve John Lee Hooker gibi önemli müzisyenlerin performanslarını da sergiler ve izleyici çok beğendiği için de devam filmi çekilir.                                                                            

Caz tutkusuyla bilinen Clint Eastwood'un Charlie Parker'ın hayatını perdeye yansıttığı “Kuş, Bird (1988; Bird)ise1980'lerin önemli filmlerinden biridir. Amerika'nın ırkçı dönemlerine göndermeler, müziğin etrafında şekillenen dostluklar ve yaşanan çöküntüler filmin ana konusu olacaktır.   1993 yapımı SwingKids (1993; Swing Yapan Çocuklar), Nazi Almanyasını ve bu dönemde ortamdan soyutlanıp Amerika‟lılara özenerek Swing dansını ve müziği hayat felsefesi haline getiren bir grup genci konu alır.    

1999 yılında Woody Allen'in TatlıveKirli(1999; SweetAndLowdown)filmi, başrol oyuncusu Sean Pean'in herzamanki usta oyunculuğuyla birleştiği için ortaya eğlenceli bir caz filmi çıkar. Dünyanın en iyi gitaristlerinden biri olan Emmet Ray'in hayat öyküsünden bir kesit sunan film Woody Allen'in yaratıcı ve eğlenceli yorumuyla sunulur. 

 1900 Efsanesi (1998;  La Leggenda Del Pianista Sull'oceano)adlı film ise, Avrupa-Amerika arasında sürekli sefer yapan gemide terkedilmiş ve 1900 adını verilmiş bebeğin gemide büyüme öyküsüdür. 1900, bir gün piyano çalmaya başlayacak ve hiç durmayacaktır. Ünlü caz piyanisti Jelly Morton'la 1900' ün piyano düellosu ise kuşkusuz filmin en can alıcı sahnesidir.    Sahnelerde geçen bir yaşamın hayalini kuran genç kadın Roxy Hart, gecelerini Chicago‟nun parlak ışıklarında caz gösterilerini izleyerek geçirmektedir.Baştan çıkarıcı şarkıcı Velma Kelly‟ye büyük bir hayranlık duyan Roxie, kendini gösteri dünyasına adım attıracağına inandıran Fred Casely ile tanışır.Çok geçmeden Fred tarafından kandırıldığını anlar ve onu vurarak öldürür. 2002 yılı Amerikan yapımı müzikal filmChicago(2002; Chicago, şikago) böyle başlar ve gelişmeler sonucu Roxie nihayet yıldızdır ama unuttuğu bir gerçek vardır: Chicago‟da kalıcı bir şöhret ve kalıcı ilişkiler mümkün değildir. 13 dalda Akademi Ödüllerine aday gösterilen Chicago En şyi Film dahil 6 dalda ödül almıştır.Ve 1968 yılında yapılan Oliver filminden beri En iyi film oscarını kazanan ilk müzikal film olmayı da başarır.    

2004 yapımı Steven Spielberg'in Terminal (2004; The Terminal) adını taşıyan filminde Tom Hanks, Krakozia isimli ülkeden Newyork'a gelen Viktor Novarski'yi canlandırır.Ülkesinde darbe olan Viktor, Amerika'nın ülkesinin varlığını reddetmesi sonucu havaalanında mahsur kalır. Artık olmayan bir ülkenin vatandaşıdır, aylar sürecek bu diplomatik sorun, onu terminalde tutsak eder. Viktor'un yanında taşıdığı gizemli kutu, yavaş yavaş kalplerini kazandığı havaalanı çalışanları için en büyük gizemdir.Kutu, Viktor'u Amerika'ya getiren nedendir.Kutudan kendi deyimiyle “caz” çıkacaktır.  Tabiiki sinemada kullanılan caz müziğinde ağırlıklı soundtracklerin yanında aktörlerinde payı çok büyüktür.

 Özellikle 1940‟lı ve 50‟li yıllarda; Louis Armstrong, Frank Sinatra, Dean Martin gibi dönemin ünlü Caz müzisyenlerinin rol aldığı filmler oldukça popüler olmuş ve cazın bir dünya müziği olmasında katkı sağlamışlardır.  Örneğin Louis Armstrong içlerinde High Society La Paloma, Hello Dolly!gibi otuzu aşkın filmde rol almış ya da bu filmlere müzik yapmıştır. Ayrıca bu büyük ustayı konu alan belgeseller de yapılmıştır. Bunların en önemlilerinden biri 1959 da çekilen Bir Yaz Gününde(1959; Jazz on a Summer‟s Day) Caz adlı belgeseldir. Filmin neredeyse tamamı Newport Caz Festivali‟nde çekilen görüntülerden oluşmaktadır.    Başrollerini Frank Sinatra ve Dean Martin‟in paylaştığı Ocean 11(1960; Soyguncular) ya da Türkiye'de gösterilen adıyla Soyguncular filmi de, Sinatra ve Martin gibi dönemin önemli isimlerinin oynadığı sinema filmlerinin sadece biridir. Filmde 2.Dünya Savaşı sırasında tanışan 11 yakın arkadaşın LasVegas‟ta gerçekleştirmek istedikleri ve planladıkları soygun konu edilir. Tabii bu filme Some Came Running(1958; Bazıları Koşarak Gelir) gibi bir film daha eklenebilir.

 Tüm anlatılan filmler Caz müziğinin Sinema‟da ne kadar etkin kullanıldığının, bu tutkunun sinemada yaşamasının göstergesidir. Ama Amerika‟da siyahiler üzerindeki baskının yoğunlaştığı 1930‟lu ve 1940‟lı yıllarda dönemin büyükelçisi olan Mehmet Münir Ertegün‟ün siyahi caz şarkıcılarına kucak açtığını bilmek, bu tutkunun bir başka yanını gösterir. Üstelik Büyükelçi Ertegün‟ün caz sevgisi ise oğullarından gelmiştir. Büyük bir caz tutkusuna sahip olan çocuklar hiçbir yerde bulunmayan albümlerin peşine gitmiş, zamanla da pazar günleri elçiliğe siyahi caz sanatçılarını çağırmaya başlamıştır. Lester Young, Benny Carter, Harry Carney, Johnny Hodges ve Rex Stewart gibi sanatçıların geldiği seanslar ile ilgili olarak Güneyli bir senatör Ertegün‟e, “Renkli insanların evinize ön kapıdan girmesini teşvik etmemelisiniz” diyecektir. Ancak Büyükelçi Ertegün‟ün buna cevabı, “Benim evimde arkadaşlarım ön kapıdan girer. şsterseniz sizin için arka kapıdan bir giriş ayarlayabiliriz” olacaktır. Büyükelçi Ertegün 1944 yılında hayatını kaybedecek, sanki vasiyet etmiş gibi oğlu Ahmet Ertegün 1947‟de Atlantic Records‟u kuracak The Rolling Stones, Led Zeppelin'in yanı sıra Eric Clapton, Aretha Franklin ve Ray Charles gibi grup ve sanatçının müzik dünyasında ön sıraya çıkmasını sağlayacaktır.

 Caz, farklı stillerin ve müzik kültürlerinin etkileşimi için özgür alanlar yaratan bir müzik olmayı sürdürüyor. Caz, sürekli gelişme göstermiş bir müzik türüdür, caz ve sinemanın buluşmasından hayatımıza anlam katan filmler çıkmaya devam edecektir.  

Okunma 1563 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 31 Ekim 2015 10:55
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Rahmi Erdem

Saksafon sevdası bizlerle buluşmasına vesile olmuştur. 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors