Kayıt Ol

Avant-Garde & Free Jazz

Perşembe, 17 Eylül 2015 19:57 Caz Üzerine
(0 oy)

Avant-garde terimi, genel olarak kendi döneminde yapılanlara bir yenilik getirip farklı düşünceler ileri süren kişiler ve onların eserleri için kullanılabilir.

Bu anlamda her caz dönemi "avant-garde" bir karaktere sahiptir aslında. Ancak caz yazar/eleştirmenlerinin 60'lar ve 70'lerde yapılanlara özel bir isim (dixieland, swing, bop, cool'da olmuş olduğu gibi) bulmak yerine "avant-garde" demeleri 60'lı - 70'li yılların ve bu dönemde yapılan müziğin "avant-garde" ismiyle anılmasının sebebidir.

Free Jazz (serbest caz) 60'larda yapılan müzik için kullanılan bir diğer isimdir. Free Jazz'ın itici gücü Ornette Coleman ve Cecil Taylor idi. Peki deden "free" ? Bunun aslında tam da dönemin karakterini açıklayan bir nedeni var: Free Jazz sanatçıları doğaçlamaları sırasında önceden belirlenmiş akorlar / akor değişimleri ile kısıtlanmak istemiyorlardı. Akorları ortadan kaldırarak kendi istedikleri serbest yani "free" doğaçlamaya kavuşuyorlardı. Tabii akorların ortadan kalkmasının doğaçlamaya yaklaşımdaki tek önemli unusur olduğu düşünülmemeli. "Free" aynı zamanda sıradışı doğaçlama yaklaşımlara atıfta bulunmak için de ortaya atılmış bir şeydi. Buna en güzel örnek Ornette Coleman'ın 1960 tarihli "Free Jazz" albümüdür.

Bu bağımsızlık anlayışıyla bağlantılı olarak pek çok free jazz grubunun piyanoyu gruba dahil etmekten ısrarla kaçındığını görüyoruz. Geçmişten bu yana piyanistler grupta akor değişimlerini sağlayan ve önceden belirlenmiş yapıyı parçada hayata geçiren kimselerdir. İşte bu tam da free jazz dönemin kaçındığı müzik anlayışıdır! Çok az piyanist önceden belirlenmemiş bir altyapı üzerinde doğaçlama yapmaya alışkındı.

Free Jazz Döneminin Önemli Özellikleri

Pek çok free jazz sanatçısı diğer dönemlere kıyasla enstürmanlarından farklı bir ton elde etme yolunda uğraş vermiş ve bu tonu parçalarında kullanmıştır. Aletlerin alışılmış perde sınırlarının ötesine geçilmiş ve son derece tiz perdelerde çalmak yaygınlaşmıştır. Çığlık, inilti sesleri kullanılmış, dinleyiciye kaba ve boğuk gelen tonlar parçaların karakteri haline gelmiştir.

 Melodik anlayış bop'taki gibi sıkı bir örgü içinde değildir. Parça sırasında araya giren çığlık ve feryatların yanı sıra parçalarda bitmemişlik duygusu sıkça görülür.

 Doğaçlamalarda melodik hattı geliştirmekten ziyade müziğin bütününü besleyip geliştirecek tarzda bir doğaçlama hakimdir. "Free Jazz" terimi pek çok defa müziğin yüksek enerjisini ve yoğunluğunu ifade etmek için kullanılmıştır.

 Avrupa kökenli olmayan, dolayısıyla da tonal müzik sistemin dışındaki müziklerin caza adaptosyonu free jazz'daki bir diğer önemli noktadır. Afrika, Endonezya, Çin, Ortadoğu ve Hindistan kökenli müziklerin kullanımı örnek olarak gösterilebilir. Caz ile diğer dünya müziklerinin bu sentezi zamanla evrimleşerek gelişmiş ve bu tarz World Music olarak isimlendirilmiştir.
Dünyanın diğer bölgelerinden müziklerin kullanılması yeni enstrümanları ve enstürman çalış tekniklerini de beraberinde getirmiş, böylelikle free jazz sanatçılarının aletlerini yeni bir yaklaşımla ele alma çabası daha da artmıştır.

Dönemin Önde Gelen İsimleri

Ornette Coleman
Caz dünyasının 1950'lerden bu yana en etkileyici karakterlerinden biri şüphesiz Ornette Coleman'dır. Pek çok insan onun Charlie Parker kadar belirleyici bir etkisi olduğu konusunda hemfikirdir. Alto saksofoncu Coleman (ki aynı zamanda trompet ve keman da çalmaktadır) 1958-1959 yıllarındaki kayıtlarında yumuşak ve pürüzsüz bir ton sergiler. Notalar arasında kesiksiz bir şekilde ilerler. Coleman'ın tonu ne Charlie Parker kadar keskin ne de Cannonball Adderley kadar geniş/dolgundur. Notaları ani bir girişle çalmış ve çok az bir vibrato kullanmıştır. İlerleyen yıllarda ise tonu daha keskin ve parlak hale gelmiştir. Coleman her düşüncesini müzikal olarak ifade etmeyi başarmış olsa da Charlie Parker, Cannonball Adderley ve Lee Konitz'deki üstün virtüöziteye sahip değildir.

Coleman, bop döneminin ardından gelmiş en taze, verimli ve yenilikçi bestecilerdendir. Tarzı gerçekten özgündür. İnanılmaz bir melodik yeteneğe sahiptir. Pek çok melodisinin akılda kalıcı olduğunu fark edersiniz. Bazı parçaları alışılmadık ritm ve armonik yapısına karşın basit gibi gözükür. İşte bu açıdan Monk'la benzerlik gösterir.

Free jazz (serbest caz) olarak olarak nitelendirilse de Coleman'ın müziği kendine özgü başlı başına bir kategoridir adeta. Tempo genellikle sabittir. Onun ve grup elemanlarının çalışında "tesadüfi" olarak adlandırılacak bir şey yoktur. Birbirlerini çok iyi dinlerler ve karar verdikleri anda Coleman ya da grup elemanları doğaçlamaya başlar. Free jazz'daki alışılmışa karşı olup kalıpları yıkma isteği müzikteki bazı temel anlayışları bütünüyle sarsmış değildir. Bunu Coleman'ın en önemli çalışmalarını yapmış olduğu trio'sunda görebiliriz.

Trio performansınlarında ortada belirgin bir solo olması ile olmaması durumu aynı sıklıkta görülür. Davula bas ve saksofon, saksofona da davul ve bas eşlik edebilmektedir.

Eğer "özgürlük" gelenekten gelen anlayış dışında çalmaksa, o zaman ortada ne solo ne de eşlik kalır. Çünkü "solo" ve "eşlikçilik" de, "akor değişimleri", "parça tonu", "önceden belirlenmiş tempo" gibi müziğin oturmuş kavramlarıdır. Gerçek müzikal özgürlük müzisyenin yansıtmak istediğini geçmişten gelen kalıplara uygun hale dönüştürmek zorunda kalmadan çalabilmesidir. Ancak bu, insan doğası gereği pek de mümkün olmayan bir şeydir: Enstrüman çalmayı öğrenmeye başladığınız andan itibaren varmak istediğiniz özgürlüğü kaybetmeye başlamışsınızdır aslında... Bundan dolayı adını "serbestlik-özgürlük" ten alan free jazz için "serbestlik" kavramı pek de iyi bir tanımlama olmayabilir aslında. Ornette'in müziği için de.

Coleman'ın müziğinde akor geçişleri, soloların kaç ölçü çalınacağı gibi önceden belirlenmemiş bazı noktalar vardır. Kimi parçaların temposu sabit de değildir. Parçalarının ise belirli bir tonu varıdr, atonal değildir. Raslantısal hiç değildir. Coleman rahatça parça içinde tonu değiştirir ancak her tonun üzerinde o anki tonu belli edecek kadar durur. Geçişleri net ve mantıklıdır, melodik bütünlüğü ve doğaçlama hattını yansıtır.

Akor değişimlerini kullanmaya karşı çıkarak Coleman zor bir iş üstlenmiştir. Akorlar müzik içinde gerilim ve rahatlama duygularını hissettirmek için gereklidir. Müzikteki yükseleme ve düşüşleri yansıtır. Ancak Coleman akorlarları kullanmadan da basçısı ve davulcusu ile bu hissiyatı dinleyiciye aktarmayı bilmiştir.

Coleman için öncelik taşıyan şey melodidir. Armoni bundan sonra gelir. Modern caz Ornette Coleman'dan etkilenmiştir çünkü orjinal, duygusal ve melodik saksofon stili kendine özgüdür. Tabii tekrar belirtmek gerekir ki en önemli etkisi akor ve akor değişimlerini kullanmayışı, belirlenmiş kalıplara göre değil çaldığı melodi nereye gidiyorsa doğaçlamada kendisinin de oraya gitmesidir.

Coleman'ın 1960 tarihli "Free Jazz" albümü yarattığı etki açısından Miles Davis'in "Kind of Blue" albümüyle paralellik gösterir. "Kind of Blue" modal yaklaşımları popülerleştirmiştir, "Free Jazz" ise serbest formdaki yaklaşımların daha sık kullanılmasına neden olmuştur. Coleman, Free Jazz albümünde piyanosuz iki quartet kullanmıştır. İlki kendisinin de düzenli olarak çalıdğı quartet'tir: Don Cherry(trompet), Charlie Haden(bas), Eddie Blackwell(davul). Diğer quartet ise şu önemli isimlerden oluşmaktadır: Eric Dolphy (alto saksofon, bas klarinet), Freddie Hubbard(trompet), Scott LaFaro(bas) ve Billy Higgins(davul). Sekiz müzisyen aynı anda çalmış, bazen de toplu doğaçlama yapmışlardır.

Albüm sahip olduğu isme rağmen aslında tamamıyla "free" değildir. Önceden düzenlenmiş kimi ensemble pasajları, ritm kısmının eşliğindeki sololar ve bas düeti buna örnek olarak gösterilebilir. Bazı sololar (özellikle Freddie Hubbard'ınkiler) kulağa akor değişimleri düşünülerek çalınmış gibi gelmektedir.

Coleman'dan önce de bu şekilde toplu doğaçlama içeren kayıtlar vardı. Ancak bunlar tekil kalmış ve cazda bir akım oluşturmamıştı. "Free Jazz" albümünden sonra ise diğer pek çok müzisyen bu formatta kayıtlar yapmıştır.

Don Cherry

Don Cherry (1936-1995) trompetçi, besteci, grup lideri ve free jazz'in önde gelen temsilcilerindendir. 50'lerin sonları ve 60'ların başlarında Ornette Coleman'ın gruplarındanki değişmez isimlerden biridir aynı zamanda. Coleman'ın Something Else, Change of Century ve Free Jazz gibi önemli albümlerinde yer almıştır. Cherry, Coleman'ın yanı sıra Fats Navarro ve Clifford Brown gibi bop trompeçilerinden de etkilendiğini söyler.

Bop akımı Cherry'i beslemiş olduğundan çaldığı pasajlarda ve nota seçimlerinde bop tarzını görmek mümkündür. Yine de (Coleman'da olduğu gibi) Don Cherry'nin çalışı başlı başına farklı bir tarzdır. Gruplarında piyano, gitar gibi akor çalmaya müsait enstrümanlar kullanmamıştır. Kariyerinin önemli bir bölümünü Doğu, Türk ve Hint müziği üzerine yaptığı çalışmalar oluşturur.

Doğaçlamarında çok esnektir, kollektif doğaçlamardaki ustalığı aynı zamanda mantık dolu sololarında da duyulur. Aslında bu açıdan cazın ilk dönemini hatırlatır: hissiyat ve esneklik sonucu ortaya çıkan kaliteli bir kollektif müzik.

1960'lardan bu yana Cherry vaktinin önemli bir bölümünü Avrupa'da geçirmiş ve kayıtlarının çoğu caz dışı müziklerden oluşmuştur. Bu müzik World Music olarak adlandırılmıştır. Cherry'nin Doğu müziğine olan ilgisi grubunda tambur, sitar, parmak zili ve gong gibi enstrümanlara yer vermesinin nedenidir. Bu yer verdiği enstrümanlara yönelik besteler yapan Cherry aynı dönemde flüt, bambu flüt ve değişik perküsyon aletlerini çalmayı da öğrenmiştir.

Cecil Taylor

1929 doğumlu Cecil Taylor piyanist, besteci ve grup lideridir. 50'lerin sonu ile 60'ların başında kendine özgü bir piyano stili oluşturmuştur. Tarzı sadece farklı, yenilikçi ve sıradışı olmakla kalmaz, aynı zamanda modern caz stilleri arasındaki önemli alternatiflerden biridir.

Swing'i onda açık bir biçimde duyamazsınız. Cecil Taylor'un müziği swing duygusu taşıyamayacak kadar gergindir. Belli bir melodik hattı geliştirmekten ziyade müziği derinliğine ve dikey olarak düşünüp geliştirme anlayışındadır. Taylor'un çalışı üst üste bünmiş katmanların olduğu izlenimi uyandırır dinleyicide. Sıkıca paketlenmiş, hızlı, hareket dolu. Piyanoyu adeta bir perküsyon aleti gibi kullanır, klavyeye ataklarda bulunur. Geleneksel piyano çalışındaki o "huzur" Cecil Taylor'un çalışında yoktur. Müziği tamamıyla serbest forma dayanmaz ancak önceden konulan armonik kısıtlamaları uygulamaz. Bu da grubundaki elemalarına serbest doğaçlama yapma imkanı sağlamıştır.

Albert Ayler

Tenor saksofoncu Albert Ayler, doğaçlamalarıyla, Charlie Parker ve Ornette Coleman'ın ardından gelen en orjinal isimlerden biridir. Tarzı da caz tarihindeki en alışılmadık tarzlar arasındadır. Teorik olarak saksofondan çıkan en tiz notanın bir oktav kadar üstüne çıkmıştır. Ayler'in müzik sözlüğünde inilti, ağlama ve feryatlar bolca yer tutar. Çoğu saksofoncunun dolaşmaktan çekindikleri tiz perdelerde gayet rahattır. Çalışı kemanın hızlı ve bağlı çalınan notalarını çağrıştırır. Müziğini beğenseler de beğenmeseler de, o, dinleyicilerine duygu yüklü bir tecrübenin parçası olma yolunu açmıştır.

Ritmik anlayışı bop'tan farklı olan Albert'in müzikal anlayışı çoğu zaman cazdan ziyade klasik ve folk müziğe yakındır. Parçalarında devamlı artan bir gerilim vardır. Coleman gibi Ayler de ilk kayıtlarında Charlie Parker parçalarını yorumlamıştır (örneğin My Name Is Albert Ayler albümünde "Billie's Bounce" parçası).

Ayler, Coltrane'in 60'ların ortalarındaki tarz değişikliğindeki önemli unsurlardan biri olmuştur. 70'ler ve 80'ler boyunca gündemdeki saksofoncuların çoğunun üzerinde etkisi vardır. Coleman, Coltrane ve Ayler üçlüsünün gerek müzikal gerekse teknik yaklaşımları kendilerinden sonra caz arenasına çıkan saksofoncularının hemen hepsinde iz bırakmıştır.

Charles Mingus

Charles Mingus (1923-1979) caz tarihinde şu açılardan önemlidir:

Jimmy Blanton'dan sonra caz arenasına gelen ilk bas virtüözüdür.
Alışılmış metod ve yaklaşımların dışına çıkmış bir grup/orkestra lideridir.
Besteceliği ve aranjörlüğü çok önemli bir yer tutar:
Erken dönemdeki cazdan Duke Ellington'a, bop'tan free jazz'a pek çok fikri bir potada eritmeyi başarmıştır.
Siyahi Gospel müziği, Meksika folk müziği ve Avrupa kökenli klasik müzik Mingus'un beslendiği kaynaklar olmuştur.
1940'ların ortalarından itibaren grup lideri olarak dikkat çekici kayıtlar gerçekleştirmiş olsa da, Mingus 50'lerin sonuna değin fazla tanınmıyordu. 50'lerin sonunda büyük plak firmalarıyla sözleşme imzaladığında Miles Davis, Dizzy Gillespie, Charlie Parker gibi isimlerle zaten kayıtları vardı. Mingus'un besteciliği ve lider kimliği en az basçılığı kadar önem taşır.

150'den fazla bestesi olan Mingus'un bu eserleri çok farklı alanlara yayılmıştır:

funky, blues ve gospel eksenli müzik
TV için program müziği
üçüncü akıma ait müzikler
bop
free jazz
film müziği
Kariyeri boyunca Ellington'ın etkileri çalışmalarına yansımıştır. Özellikle erken dönem çalışmalarında bu açıkça görülür (ör. 1946 kaydı "Bedspread"). Ellington'a ithaf edilen "Duke's Choice" ve "An Open Letter to Duke" gibi parçaları da vardır.

Orkestra çalışmalarından ziyade küçük gruplarla (combo) yaptığı kayıtlar Mingus'un daha çok bilinen çalışmalarındandır. Gruplarıyla yaptığı çalışmalar dönemindekilere göre oldukça yenilikçidir. 4-5 kişiden oluşan caz gruplarında alışılan şey ana temanın çalındıktan sonra grup üyelerinin sırasıyla solo yapması ve son olarak da tekrar temanın çalınarak parçanın bitmesiydi (ki hala da baskın olarak görülen form budur). Ancak bu yaklaşıma Mingus'un kayıtlarında nadiren rastlanır. Bop'taki eşlikçilik anlayışını da reddetmiştir. Bazı sololar sırasında tek eşlik el çırpma ve haykırışlardır. Mingus'ta davul aynı parça içinde farklı ritm kalıplarını kullanabilir. Parçada tempo yavaşken devamında iki katına çıkabilir. Caz tarihinde tempoyu kademeli olarak yükseltip indiren nadir grup liderlerinden biri olmuştur.

Eric Dolphy

Modern caz pek çok virtüöz saksofoncuyu sahneye sürmüştür, ancak Eric Dolphy üç enstrümanda birden virtüöziteye ulaşmıştır: alto saksofon, bas klarinet ve flüt. Dolphy çaldığı enstrümanlarda en pesten en tize her sesi rahatlıkla elde etmiş, teorik olarak enstrümanlardan çıkması beklenmeyen sesleri de çıkarmıştır. Kısaca söylemek gerekirse Dolphy'i dinlerken çaldığı enstrümandan elde edilebilecek bütün sesleri duyabilirsiniz! Hatta sololarında kuş sesleriyle benzeşim gösteren sesleri dahi bulup kullanmıştır.

Monk gibi kendine özgü bir bestecidir. Hatta Dolphy'nin besteleri dinleyicilerin kafasını Monk'unkilerden daha çok karşıtırır çünkü hızlıdır, akıp gider. Oluşturduğu etki "tuhaflık" ve "tahmin edilemezlik" tir. Sololarındaki nota seçimleri akor değişimlerine ya da eşlikçiye bağlı değildir. Dolphy'nin yaşam tarzı tam da "avant-garde" ile uyuşmakta ve "out" ifadesiyle örtüşmektedir.

Bazı dinleyici, müzisyen ve müzik eleştirmenleri Dolphy'nin çalarken ne yaptığını bilmediğini, biliyorsa da bunun insanları aptal yerini koymak olduğunu söylemişlerdi. Ancak zannedilenin aksine Dolphy ne yaptığını gayet iyi biliyordu ve oldukça da sağlam bir müzik eğitimine sahipti. Notaları akor geçişleriyle bağlıydı da: çoğunluğun alışmadığı şekilde fakat! Dolphy'nin müziği bu dönem içindeki gerçek "free jazz" sayılabilir.

Dolphy'nin bilinen ilk kayıtları 50'ler boyunca Chico Hamilton Quintet ile yaptıklarıdır. 1960-64 arası Mingus'la çalışmış ve dönemin önemli kayıtlarına imza atmıştır. 1961-62 yıllarında John Coltrane ile bir de turneye katılmıştır.

Ornette Coleman ya da John Coltrane kadar geniş bir etki yaratamamışsa da saksofon ve flüt sanatçılarına yeni bir yolun olduğunu işaret ederek onları etkilemiştir.

FREE JAZZ'DA DAVUL VE BAS

Davul

Geniş bir hayal gücüne sahip pek çok davulcu free jazz ile özdeşleşmiştir. Geliştirdikleri stil, tekrarlı ride ritmleri ve high-hat ile bas davulda çalınan kalıpların dışındadır. Swing ve bop ile kıyaslandığında "free" tarzdaki davul çok daha az tahmin edilir figürler koyar ortaya. Free jazz davulculuğu klasik batı müziği orkestralarındaki vurmalı sazların karakteristiğini taşır bir anlamda: zaman sağlayıcı olmak yerine müziğe nüans ve renk katma. Free jazz dönemin önemli davulcuları arasında Milford Graves, Rashied Ali, Sunny Murray, Andrew Cyrille, Beaver Harris, Don Moye, Billy Higgins, Paul Motian gibi isimler ön plandadır.

Bas

Free jazz dönemi davulda olduğu gibi basta da verimli bir dönemdir ve pek çok iyi basçı kendini göstermiştir. Bunların arasında en iyi bilinenler Charlie Haden ve Dave Holland'dır.

1937 doğumlu Charlie Haden 50'li ve 60'lı yıllarda Ornette Coleman ile yaptığı çalışmalarla caz dünyasında geniş ölçüde tanındı. Bununla beraber 70'li yıllarda Keith Jarrett Quartet'in bir üyesi olarak dikkatleri yine üzerine çekti (ki bu quartet de Ornette Coleman'ın müziğinden esinlenmişti). Her ne kadar free jazz kategorisinde yer alsa da Haden'ın armonik temellere sıkı sıkıya bağlı bir çalışı vardır. Bundan ötürü olsa gerek ki kendi çalışmalarında geleneksel caza daha yakındır. Nefesli sazların arkasında çalarken bir zamanlama duygusu ve swing anlayışını yansıtmıştır.

Eşlikçi olarak bakıldığında Haden, önündeki solonun yönü ne hızla değişirse değişsin buna uygun cümleler kurabilmiştir. Dolu ve sıcak bir tonu vardır. Haden enstrümanındaki tonu zenginleştirebilmek için özellikle çaba harcamış, kendi sololarında hızdan ziyade ses kalitesini ön planda tutmuştur. Bu yönüyle kendi dönemindeki pek çok basçıdan ayrılır.

Dave Holland "free" formdaki çalışmalarının yanı sıra Miles Davis ve Chick Corea gibi sanatçılarla yaptığı çalışmalarla da tanınır. Hangi tarz olursa olsun Holland her zaman doğru notaları seçmekte ve bunu müzikal bir bütünlüğe taşımaktadır. Çalışı kuvvetli ve kendinden emin bir havadadır. Pek çokları onun Scott LaFaro gibi geniş bir hayal gücüne sahip olduğu görüşündedir. Doğallık Holland'ın stilindeki belirleyici etkenlerden biridir. Hızlı tempolarda dahi swing'ten taviz vermez, zamanlaması gayet sağlamdır. Saksofoncu Sam Rivers'ın grubuyla yaptığı çalışmalar, Charlie Haden'ın Ornette Coleman'la ve Keith Jarrett ile yaptıklarıyla paralellik taşır. Ancak Dave Holland Charlie Haden'a göre daha hızlı ve çeviktir. Bundan dolayı önündeki nefesli sazlarlardan aşşağı kalmayan bas sololar çalabilmektedir.

 Chicago Avant - Garde
50'lerin sonları ile 60'ların başında Chicago'lu siyah cazcılar dikkat çekmeye başlamıştı. 70'lerin sonlarına doğru ise geniş bir kitle Chicago tabanlı bu hareketi takip ediyordu. Bu müzisyenlerin yaptığı müzik 60'lar ve 70'ler boyunca avant-garde'ın tanımı oldu. Chicago akımını oluşturan başlıca üç oluşum vardı:

Sun Ra
AACM (the Association for the Advancment of Creative Musicians)
Art Ensemble of Chicago
Sun Ra

Sun Ra (1915-1963) son derece yaratıcı bir besteci, piyanist, aranjör ve grup lideriydi. 1930'dan itibaren profesyonel müzik yaşantısına başlayan Sun Ra, orkestrasını 1950'lerde kurdu. Ellington orkestrasında olduğu gibi Sun Ra'nın orkestrasında da pek çok müzisyen 20-30 sene boyunca Sun Ra ile beraber müzik hayatına devam etmiştir.

Sun Ra'nın müziğindeki etkiler ve beslendiği kaynaklar :

 Bazı parçaları Afrika şarkıları üzerinde kuruludur.
Kimi çalışmaları Coltrane'in 60'ların ortalarında yaptığı tarzdadır.
Sun Ra'nın 50'lerin ortalarında yaptığı müzik, Ellington'un 40'larda yaptığının modern caza uyarlanması gibi düşünülebilir.
60'ların ortalarındaki eserleri, modern klasik müziğin elektronik enstrümanlara göre düzenlenmiş halini andırır.
Sun Ra orkestrasındaki enstrüman yapılanması da diğer orkestralardan farklılık gösterir:

Farklı trompet, saksofon, trombon, piyano, bas ve davul kombinasyonları denemiştir.
Elektrik piyano ve synthesizers kullanarak orkestrasındaki ses rengini arttırmıştır (ki bu elektrikli enstrümanlar rock gruplarında yaygın hale gelmeden daha önce Sun Ra tarafından kullanılmıştır).
Timpani, xylophone, marimba ve zil kombinsayonları kullanmıştır.
Pikolo, obua, bason ve bas klarinet de çalabilen saksofoncuları tercih etmiştir.
Her elemanın aynı zamanda perküsyon çalabilmesini şart koşmuştur.
1960'lardaki albümlerinin çoğu (özellikle Heliocentric Worlds of Sun Ra vol.1 & 2) ve yaklaşımı 20. yy klasik bestecilerinden Edgard Varese ve Krzysztof Pendericki'nin çalışmalarına dayanır.

Sun Ra için önemli olan sesin kendisidir. Sesin niteliği ilk ele alınması gereken şeydir. Armoni ve melodi bunu izleyen sonraki süreçlerdir. Sun Ra'nın free jazz yaklaşımı Coleman ve Coltrane'den farklıdır. Çünkü gerek Coleman gerekse Coltrane'de "süreklilik" ve parçaların düzenlemesi çok açık bir biçimde takip edilebilir. Sun Ra'da durum farklıdır. Ayrıca Sun Ra kollektif doğaçlamayı big band ile gerçekleştirmiş ve çok daha zor bir işe girişmiştir.

Ellington gibi Sun Ra da orkestrası ile caz dünyasına pek çok iyi müzisyen kazandırmıştır. Bunların arasında Marshall Allen ile John Gilmore ilk akla gelenlerdir.

Sun Ra'nın konserlerinde kostümler, ışık gösterileri ve şarkılar ile izleyici kendini bir multimedya gösterisi içerisinde bulur adeta. Bu yönüyle cazdan çok rock konserlerine benzer bir hava taşır.

The Association For The Advancment of Creative Musicians - AACM (Yaratıcı ve İlerici Müzisyenler Birliği)

Chicago kökenli AACM, 1960'larda saksofoncu Fred Anderson ve piyanist Muhal Richard Abrams tarafından kuruldu. Konserler düzenleyip kayıt olanakları sağlamışlar, bop geleneğine bağlı olmayan siyah caz müzisyenlerini desteklemişlerdir. Müzikleri elektronik değildir, jazz-rock'dan ayrılır bu yönüyle. AACM okulunun ortaya koyduğu müzikte ritmik yapı cazın geleneksel anlayışından ziyade modern klasik müzik anlayışına yakındır. Sololar bop kalıplarından kaçınarak daha serbest formlara yönelmiştir. AACM'de Mingus'un "... her performans önceden tamamlanmış bir ürünün çalınarak izleyiciye sunulması değil, izleyiciyle beraber gidilen ve önceden bilinmeyen bir noktadır." görüşü hakimdir.

The Art Ensemble of Chicago

The Art of Ensemble of Chicago grubu 60'ların sonuna doğru ortaya çıkmıştır. Katı kuralların dışında özgür bir yaklaşımla müzik yapma amacı gütmüşler, stillerini buna göre belirlemişlerdir. Grubun beklentilere göre hareket etme ya da seyirci isteklerini gerçekleştirme gibi bir kaygısı yoktur. Kimi zaman caz yaklaşımlarını kullanmışlarsa da, dünya müziğindeki bütün elementler onların müziğinin bir parçasıdır.

Çalışmalarının bir kısmı Ornette Coleman, Don Cherry ve Albert Ayler etkisindedir. Sololara bakıldığında Ornette Coleman'ı hissetmek mümkündür. Tonal yaklaşım ve ses rengi açısından ise Ayler'in yöntemlerini benimsemişlerdir. Pek çok free jazz grubunda olduğu gibi The Art Ensemble of Chicago da piyano kullanmamıştır.

The Art Ensemble of Chicago'da Lester Bowie trompet, Malachi Favors bas, Joseph Jarman ve Roscoe Mitchell saksofon çalmaktadır. 1970'lerden beri davulda Don Moye da grupla birlikte kayıt yapmaktadır. Ancak grup elemanları sadece bu yukarda sayılan enstrümanlarla yetinmeyip pek çok enstrüman çalmaktadır. Turne sırasında gittikleri ülkelerin pek çok enstrümanın alıp onları da müziğine dahil eden Art Ensemble of Chicago'nun sahnesi bir enstrüman müzesini andırır adeta.

Art Ensemble of Chicago karmaşık akor geçişleri ve virtüözite sergilemek yerine sadeliği tercih eder ve dikkatli bir biçimde 'sessizlik' öğesini kullanır. Grup sessizlik ve ses şiddetinin değişimi olgusunu pek çok defa parçalarında yansıtmıştır.

Anthony Braxton

AACM'den çıkan en yetenekli figürlerden biri de Anthony Braxton'dır. Braxton, müziği kategorizasyonu reddeden müzisyenlerin önde gelenlerinden biridir. Şu ana kadar icat edilmiş bütün kamışlı sazları çalabilen Braxton, bütün çaldığı enstrümanlarda da kendine özgü bir ton elde etmeyi başarmıştır. Doğaçlamaları modern cazın önde gelen temsilcileri olan Charlie Parker ya da John Coltrane'den farklıdır.

Genel olarak caz çerçevesine konulsa da Braxton'un 'cazımtrak' soloları müziğinin çok az bir kısmını oluşturur. Kimi eleştirmenlerin atonal müzik yaptığını iddia ettikleri Braxton, aslında Lee Konitz'le Eric Dolphy'den etkiler taşır. Senfonik çalışmalarında Karlheinz Stockhausen, Krzysztof Penderecki ve John Cage etkileri açıkça görülür.

Üreticiliği ve eserlerindeki orjinalliği ile Braxton, yorulmak bilmeyen ve hayal gücünün ucu bucağı olmayan bir müzik adamıdır.

 The World Saxophone Quartet

AACM'nin Chicago'da üstlendiği misyonun benzerini, 1968'de kurulan The Black Artist Group St. Louis'de üstlendi. 70'lerde ve 80'lerin başında üç saksofoncu bu oluşumun önde gelen isimleri oldu: Oliver Lake, Julius Hemphill ve Hamiet Bluiett. Bu üçlü pek çok konser verdi ve kayıtlar yaptı. Bahsi geçen bu üçlünün ön plana çıkışı ise Los Angeles kökenli saksofoncu David Murray'in onları katılımı ile gerçekleşti. Murray'in katılımıyla sayısı dörde çıkan grup, saksofon dörtlüsü gibi fazla rastlanılmayan bir projenin kurucları oldular. 1976 yılı World Saxophone Quartet'in kuruluşu oldu. Grupta Lake ve Hemphill altoda, Murray tenorda, Hamiet Bluiett de bariton saksofonda yer alıyordu (bu arada, her ne kadar grup bir saksofon dörtlüsü de olsa, duruma göre grup elelamları klarinet ve flüt de çalmaktaydı).

Kısmen Albert Ayler ve Ornette Coleman yaklaşımıyla hareket eden WSQ, kompozisyona büyük önem vermiştir. Ses rengi olarak hem free jazz hem de Duke Ellington'ın erken dönemdeki gruplarından beslenmişlerdir.

Okunma 950 defa Son Düzenlenme Perşembe, 17 Eylül 2015 19:59
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors