Kayıt Ol

Esra Zeynep Yücel, Caz'ın efsanesi olma peşinde Özel

Pazartesi, 01 Nisan 2019 13:35 Caz Sanatçıları
(0 oy)

Esra Zeynep Yücel, işletme mezunu, ekonomi master'ı yaptı ama müziğe duyduğu ilgiye daha fazla kaşı koyamayarak ABD'de Caz eğitimi aldı. Yücel, Caz'ın yaygınlaşması üzerine edindiği misyonu için adımını Frank Sinatra'nın 10 şarkısını seslendirdiği 'Dear Frank' ile attı

Frank Sinatra..
Caz müziğin efsane isimlerinden.
Esra Zeynep Yücel...
Caz müziğinde efsane olmanın peşinden giden.
Esra Zeynep Yücel, Frank Sinatra'nın vefatının 20'nci yılına özel olarak 'Dear Frank' adlı tribute albüm hazırladı.
Albümde Frank Sinatra ile özdeşleşmiş şarkılardan 10'unu seslendirdi.

Esra Zeynep Yücel, aslında üniversite eğitimini işletme üzerine alıp üzerine bir de ekonomi master'ı yapmış ama Caz'a karşı duyduğu ilgi nedeniyle hayatının en radikal değişikliğini gerçekleştirmiş.
Müziği hobi olmaktan çıkarıp profesyonel hale getirmek için de ABD, İskoçya ve Hollanda'da önemli kurumlardan ve kişilerden müzik eğitimi aldıktan sonra Türkiye'ye dönerek çalışmalarına başladı.
Caz'ın daha fazla kişiye ulaşmasını kendisine misyon edinen Esra Zeynep Yücel, 'Dear Frank' ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Esra Zeynep Yücel, Habertürk'ten Mehmet Çalışkan'ın sorularını cevaplandırdı.

Ekonomi eğitimi almış biri, neden radikal bir kararla müzisyenliğe geçiş yapar?
Hayat her zaman bir arayıştır. Müzik benim hayatımda daha önce de vardı. Lise ve üniversite dönemlerimde ud, piyano ve gitarla ilgileniyordum. Müzik, insanın hayatında ya vardır, ya da yoktur. Benim evimde küçüklüğümden beri TV açılmaz, sürekli müzik sesi olur. Müzik benim için bir hobiydi. İşletme okuyup sonrasında ekonomi üzerine master yaptım. Daha sonra farklı sektörlerde çalıştım. Sürekli arayış içinde olan bir kişiliğe sahibim ve istediğim şeylerin peşinden koşarım. Müzikte profesyonelleşmeyi de böyle düşündüm. Bazı denemeler yaptım ve konserlerden güzel sonuçlar aldım. 'Artık istediğim şeyi yapacağım' dedim ve profesyonel müzisyenliğe başladım.

Beyaz yakalı olmak size göre değil miydi; sıkıldığınız için mi müzisyen oldunuz?
Sıkılmamdan dolayı değil. Müzik her zaman aklımdaydı. Bazı şeyleri beynimizin bir tarafında kilitli tutuyoruz. Bendeki kilitler de bir şekilde açılmış oldu.

Müzisyen olmaya karar verdikten sonra neler yaptınız?
Daha önce kısa süreli müzik eğitimleri almıştım. Sonrasında, solist olmak istediğim için şan eğitimi de aldım. Çok iyi hocalarla çalıştık, ABD'deki Stanford Jazz Academy'e kabul edildim; İskoçya'da iyi hocalarla work shop etkinliklerine katıldım. Amsterdam ve ABD'de vokal koçlarım var. Hiçbir şeyi küçük çapta düşünmem. Türkiye ile sınırlı kalmak istemedim. Burada opera sanatçısı Nazlı Deniz Boran'dan eğitim aldım, hâlâ da görüşüyorum. Caz yaptığım için yurt dışındaki kişilerle çalışıyorum.

Emeklerinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz; yeterince insana ulaşma şansınız var mı?
Evet, zaten albüm de bunu gösterdi. Aslında ABD'de kaydedilmiş ve orada çıkan bir işti ama DMC projeye sahip çıktı ve satışlar da gayet iyi gidiyor. İnsanlar çok ilgi gösteriyor ve konserlere fazla katılım oluyor. Dijital platformlardan da olumlu yorumlar alıyorum. Hayatta emek vermeden hiçbir şey olmuyor. Ben bu işi çok çalışarak ve daha iyiye ulaşmaya çalışarak yapıyorum. Bu benim hayat felsefem. Hep daha iyisini hedefliyorum ve bunun da insanlara ulaştığını düşünüyorum. Caz, eser içinde ani değişimler içeren bir müzik türü. Ben şarkı söylerken insanlardaki meraklı bakışlar, hedefime ulaştığımı hissettiriyor. Karşımdaki insanın hissettiklerini görebilmek çok değerli.

Tarzınızı nasıl tanımlayabiliriz?
Çalıştığım müzisyenler ve vokal koçlarım, kendime has bir tarzım olduğunu söylüyorlar. Dönem dönem bazı yorumcuların tarzları taklit edilir. Mesela Amy Winhehouse gırtlağı çok taklit ediliyor. Benim yorumum, bunlardan farklı ve kendime özgü. Benim "Esra" tarzım var. Bunların dışında Norah Jones ve Diana Crow'u çok sık dinlerim ve belki biraz etkilenmişimdir ama taklit etmiyorum çünkü ben türkü söylerken bile bir arayış içindeyim. Farklı tınıları caz müzikle nasıl birleştirebileceğimi düşünürüm.

Türkiye'de caz kültürü yerleşmemiş mi; yoksa yeterince tanıtılamamış mıdır?
Bizim kültürümüzde pop müzik daha revaçta ama sonuçta o da Amerika'dan gelmiş. Caz, buradaki dinleyicisini yeni yeni buluyor. 60'lı yıllarda çok sevilmiş ama yerini bir şekilde pop kültürü almış. Bugün Türkiye'de de çok iyi müzisyenlerle yerini almaya başladı. Caz dinlenebilecek mekânların sayısı arttıkça, ilgi de artıyor. Bunun kültürle de ilgisi yok. Birine güzel bir müzik sununca, o kişi ilgi gösterir ve fazlasını araştırmak ister. En azından ben böyle yapıyorum. Mesela ben Türk sanat müziğini de çok seviyorum ve bana çok batılı geliyor. Bazı şarkıları caz tarzıyla birleştiriyorum. Türküleri caz altyapısıyla seslendirince çok güzel şeyler ortaya çıkıyor. Önemli olan, tarz ayırmaksızın, müziği dinleyiciye nasıl sunduğundur.

Kısa bir süre içinde tanındınız. Alamet-i farikanız nedir?
Aslında bu sürece gelmem 5 yıl öncesine dayanıyor. O süreçten öncesinde de hobi olarak müzikle ilgileniyordum. Sadece çok yoğun olarak yaşadığım süreyi 5 yıl olarak değerlendirebilirim. Aslında bu, azimle çalışarak ve sürekli araştırarak gelişen; hedeflere doğru koşmayı amaçlayan stratejiler üzerine kurulu bir süreç.

Kayıtları neden Amerika'da yaptınız, burada olmuyor mu?
Caz'ın merkezi ABD... Ayrıca Frank Sinatra'nın da ülkesi olması, bu kararımda etkiliydi. Ayrıca bir ay boyunca orada kaldım ve vokal koçum le birlikte aranjmanların nasıl yapılabileceği konusunda her gün saatlerce çalıştık. Ayrıca oradaki müzisyenleri de yakından tanıyordum.

Okunma 326 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 01 Nisan 2019 13:40
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Ali Sami İpek

Saksafon üzerine haber toplayarak sitemize katkıda bulunmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors