Kayıt Ol

Boğaziçi Caz Korosu Özel

Pazar, 04 Aralık 2016 18:14 Caz Sanatçıları
(0 oy)

Koro müziğinde Türkiye'nin milli takımı : Boğaziçi Caz Korosu...

- Daha önce bizde caz koroları pek bilinmezdi, gerek klasik müzikte gerek Türk müziğinde köklü koro kültürü ve geleneği var ama caz korosu olarak bilinmiyordu, bu nedenle "Boğaziçi Caz Korosu" ismiyle özdeşleşmiş bir algı var, bu açıdan önemli bir iş yapıyor, yüksek tanınırlığa, geniş bir çevreye erişmiş görünüyorsunuz ama öncelikle sizden caz korosunun nasıl başladığını iyice bir öğrenebilir miyiz?

- Dünyada caz koroları var tabii, hem de çok iyi olanları var ve bu korolar genellikle üniversite çevrelerinde toplanmış durumda. 1994 yılında da Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü`nde koro çalışmaları başlıyor ve zamanla kendi içlerinde tarzlara ayrılıyorlar; klasik müzik korosu, rock korosu ve caz korosu olarak üç farklı koro meydana geliyor. Ben de 2005’te Boğaziçi Üniversitesi`nde matematik okumaya başladım ve o korolardan birinde, caz korosunda söylemeye başladım.

- Önce koroda söyleyerek başladınız yani?

- Evet, tabii... Ama aslında çocukken ilk kilise korolarında başladım...

- Gospel müzikte kilise koroları var ve bu müzikler cazı besleyen geleneksel kökenler ama caz koral bir müzik sayılmaz, siz buradan kendi sürecinizle nasıl bir ilişki kurdunuz ve geliştirdiniz?

- Evet, değil ama işte modern düzenlemeler, caz standartlarının koroya uyarlanmasıyla böyle bir repertuvar oluştu ve kökleri daha eskiye uzanmakla birlikte Manhattan Transfer gibi modern vokal topluluklarının şarkıları koral yorumlayış şekli bu anlamda caz korolarında yeni bir repertuvar oluşmasında faydalı oldu. Tabii burada Boğaziçi Üniversitesi`nde bu gelenek nasıl bu kadar kabul edilir hale geldi diye sorulabilir, tabii ki başta kendi çevresi vardı, üniversite öğrencileri, müzik kulübünün bir aktivitesi olarak gerçekleştiriliyordu, yurtdışından notalar getiriliyor, araştırılıyor vs. yurtdışından gelenleri çalışıp söylüyoruz, tabii önce öğrenciler konserlere caz korosu konseri olarak değil de müzik kulübünün koro konseri var diye geliyorlar, bu dediğim 2005 dönemi, o yıldan itibaren olanı anlatıyorum, ondan önceki döneme çok hâkim değilim, anlatmam yanlış olur, bu şekilde iki yıl kadar şarkı söyledikten sonra benden önceki şefimiz Cihan Aydın 2007’de kendi eğitimi için Amerika’ya gitme kararı aldı ve koroyu da bana bıraktı.

- A Capella koroydu değil mi?

- Evet, a capella koroydu, yaklaşık 15 kişilik bir ekipti ama açık söylemek gerekirse çok iyi bir seviyemizin olduğunu söyleyemeyiz, daha ziyade okul sonraları buluşup birlikte şarkı söylemek isteyenlerin toplandığı yarı müzik yarı sohbet gibi arkadaşlık ortamında sezonda iki, bilemedin üç konser yapan, bahar tatilinde diğer korolarla birlikte mini turneye çıkan bir topluluktu, büyük ideâlleri olan bir topluluk olduğunu söyleyemeyiz. 2007`de koroyu devraldığımda o iki sene zarfında gözlediğim bazı eksikleri daha iyi bir koro olma yönünde Cihan`la konuştuk, yeni bir düzenleme yapmak, yeni bir anlayış getirmek lazım, biraz daha ciddiye almamız lazım, yurtdışında da caz koroları var, onlara baktığımızda onlar da amatör korolar ama yapılan işin seviyesi yüksek, dolayısıyla işin ciddiyetini ve özenini artırmayı konuştuk, Cihan`da bu konulardan yakınırdı, ben bu yüzden yeni bir seçme yaptım, daha ufak bir ekip oluşturduk ve her yıl farklı repertuvarlar denedik, ilk yıl a capella grupları repertuvarı yaptık, The Real Group, The Swingle Singers, Vox One gibi, sonraki yıl bir orkestramız da oldu, pop caz, fusion, içinde Incognito`nun da olduğu müzikler seslendirdik, The New York Voices, yine The Manhattan Transfer tabii böyle bir repertuvarımız vardı.

- O zaman koro anlamında cazdan beslendiğiniz dönem 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren gelişen, kız-erkek, üçlü-dörtlü vokal gruplarının oluşturduğu o büyük gelenek denebilir?

- Evet, tam öyle, bizim o yıl yedi kişilik bir grubumuz vardı, o yüzden de onlara yöneldik, daha sonra koro daha büyüdü. Tabii şunu da eklemem lazım, ben o zaman şimdiki gibi şeflik yapmıyordum, beraber söylüyorduk, koronun önünde değildim, evet, grubun müzik direktörüydüm ama aktif şeflik yapmaya ihtiyaç yoktu çünkü zaten ufak bir gruptan söz ediyoruz ama bu ilgi nasıl bu kadar büyüdü, gelişti konusunda şöyle diyebilirim, 2011`de bizi bir anda gündeme taşıyan bir metro videosu vardı hatırlarsınız, onun çok faydası oldu ama ondan önce biz zaten Türkiye’nin farklı şehirlerindeki üniversitelerden çokça davet alan, bilinmeye başlanan bir topluluktuk, baştan beri sosyal medyayı iyi kullanmaya çalıştığımızı da söyleyebilirim.

- Evet, özellikle metro videosu özelinde sosyal medyayı en etkin, en aktif ilk kullananlardan biri olduğunuza katılıyorum... Bu konuda bir örnek oluşturdunuz.

- Aslında ondan daha önce başladık, 2008 kışında biz ilk konserimizi yaptık, sahne yerleşimi, kostümler, repertuvar ve diğer yardımcı öğeler bakımından önceki dönemlere nazaran çok daha sıkı hazırlandık ve dolayısıyla öncekilerinden çok daha farklı ve hoş bir performans ortaya çıktı, işte, biz bu performansları hemen kesip, biçip sosyal medyada paylaştık. Tabii şöyle bir gerçek var, siz evinizde ne kadar iyi müzik yaparsanız yapın bunları insanlarla paylaşmadıkça, insanların bunları duymasını sağlamadıkça yaptığınız müzik büyümüyor, oturduğunuz yerden bu ilgiyi yakalayamazsınız, bu mümkün değil, birileri gelip sizi evinizde görmez, ortaya çıkmanız lazım. Dolayısıyla, çağımızın bu gücünü biz her zaman önemsedik, aktif şekilde kullanmaya gayret ettik, biraz da bu sebeple 2008 itibariyle bize sürekli üniversitelerden davetler gelmeye başladı, mesela, Eskişehir Üniversitesi`nden davet geldi, o sıra onların caz festivali vardı oraya katıldık. Yine aynı şekilde ODTÜ`den davet geldi, ODTÜ Caz Topluluğu çağırmıştı, o zamanlar hep caz söylüyorduk. 2007 ve 2008 yıllarını ciddi start verdiğimiz yıllar olarak belirtebilirim ve o zaman hala üniversite bünyesinde olduğumuzu da söylemeliyim. 2009 kışında ekip biraz daha büyüdü, bir oda korosu haline geldik, 20 kişilik bir oda koromuz oldu, ben de ilk kez şeflik yapmaya başladım. Bu arada herhangi bir şeflik eğitimim, öğrenimimin olmadığını da belirteyim, akademik anlamda müzik geçmişim yok, kendi kendimi yetiştirmiş biriydim, hala da öyle diyorum kendime, 2008`de bıraktım okulu ve müzik okumaya başladım. Önce Yıldız Teknik Üniversitesi, sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı. Yani, ben de koroyla beraber şeflik öğrenmeye başladım. Birkaç masterclass’a katılmıştım, onların çok katkısını gördüm. 2009`da oda korosuyla dünya koro olimpiyatlarına katılma kararı verdik.
Dünyanın dört bir yanındaki koro olimpiyatlarında kazanılan madalyalar

- Olimpiyatları iyi hatırlıyorum haberini yapmıştık, çok da ilgi görmüştü…

- Evet, haberinizi iyi hatırlıyorum, Cazkolik`e çok teşekkür ederim bu arada, bizi haberlerinizle her zaman desteklediniz, hazır sizinle konuşuyorken buradan bir kez daha teşekkür edeyim tüm ekibe.

- Katkımız olduysa ne mutlu bize. Başından beri heyecan ve gururla takip ettiğimiz bir oluşum ürettiniz, koro olimpiyatları da büyük olay olmuştu. Hatta, iyi hatırlıyorum, sevgili arkadaşımız Leyla`nın verdiği altın madalya haberini ilk biz verelim diye gece yarısı tempolu haber çalışmamız olmuştu ve o haber büyük ilgi görmüştü.

- Dünya koro olimpiyatlarına katılma kararı aldık, yarışmada farklı kategoriler var, o sene de caz standartları üzerine bir repertuvarımız vardı ama bir yandan da Türkiye`den bir koro katılıyor oraya gidip sadece caz söylemek yerine kendi kültürümüzden de bir şeyler götürelim istedik, bu sebeple repertuvara çok sesli türkü düzenlemeleri ekledik hem de çağdaş Türk ve yabancı bestecilerin eserlerini çalıştık. Repertuvar bu dönem genişlemeye başladı, 2010 diyelim. Sonra Çin`de düzenlenen koro olimpiyatlarına katıldık. Orada bir ikincilik ve üçüncülük ödülü kazandık ama orada esas olarak vizyonumuz genişledi, orada Afrika`dan Avustralya’ya kadar dünyanın her yerinden korolar vardı.

- Dünyadaki sizin gibi caz korolarını tanıma inceleme fırsatı buldunuz peki onların geçmişleri nasıl, sizinle aynı dönem başlamadılar herhalde?

- Daha erken tabii ki, tam şu zaman başlamış demek kolay değil ama koroların üniversite kökenli olması önemli ve ellilere kadar uzanan geçmişleri var. Tabii üniversitelerde öğrenci kulüpleri geleneği yurtdışında çok önemli biliyorsunuz, bu kulüplerin oluşumu bazen böyle çok güzel sonuçlar alınmasını, üretimler vermesini sağlıyor. Biz de Türkiye`de bunlardan birini gerçekleştirmiş olduk. Çin`de edindiğimiz vizyonun bize çok katkısı oldu, zaten Çin`e gitmeden konserlerimizin sayısı artmıştı ama döndükten sonra daha da arttı. 2010-11 sezonunda 8-9 farklı şehirde konserler verdik.

- Bir yerde kendi yolunuzu kendiniz açtınız…

- İyi değindiniz. bu hikayenin üstünde durulması gereken en önemli yanlarından biri olmayan bir yol açmak ve koro her anlamda öncülük etti, kendi çevresine, şu an o yoldan ilerleyen korolar, insanlar var ve bu bana mutluluk veriyor. Bu işi başlatanlardan olmak hem ağır bir yük hem de gurur verici bir şey. 2011`de koro biraz daha büyüdü, bu kez 35 kişiye ulaştık. Avusturya`da dünya koro şampiyonasına katıldık. İşte, o ünlü metro videosu da o dönemdir ve esas amacımız Avusturya`daki dünya koro şampiyonasına katılabilmek için sponsor bulabilmekti. Aklımıza böyle bir fikir geldi, iyi hazırlık yaptık ve bu video bize sponsor getirisinin yanında büyük bir ilgi ve tanınırlık da getirdi. O dönemin ülke kültür sanat ortamı için ise çok değişik bir açılım, değişik bir yaklaşımdı. Bir yerde bir taşla iki kuş vurduk, hem koro müziği hem caz kelimeleri gündeme düştü ve çok sayıda insan kendini bu müzik türlerine daha yakın hisseder oldu. Metronun içinde söylediğimiz o Amerikan spiritüeli çok ilgi gördü. Bütün bunlarla birlikte ben burada en önemli etkenin samimiyet olduğunu düşünüyorum.

- O çok başarılı video büyük patlama yarattı, sadece internet üzerinde değil televizyonların ana haber bültenlerine kadar girdi bu sayede caz kelimesini de büyük kitlelere ulaştırmış, ana haberlerden yayınlatmış oldunuz, sanırım sonra sponsorunuza teşekkür etmek için bir banka şubesinde de benzer bir video kaydettiniz bildiğim ve o video da çok izlendi. Videonuz sayesinde insanların yüzüne iyimser gülümseme getirdiniz.

- Bu adımı attığımız için çok mutluyum, bana zaman zaman sorarlar koroyu üç-dört kelimeyle anlatsanız ne dersiniz diye, bu kelimelerin içinde `cesaret` ön planda gelir. Koronun her adımını olduğu gibi bunu da son derece cesurca görüyorum. Metronun ortasında işinden gücünden çıkmış türlü türlü dertleri olan ve her türlü görüşe sahip bir kalabalığın ortasında Türkçe olmayan bir eser seslendirmek ve içtenlikle sevgilerini, ilgilerini almak çok özeldi. Aslında o gün sadece o videodaki yerde söylemedik, sabahtan başlayarak bir sürü yerde söyledik ve kaydettik, bir tanesi de oydu. İnsanların tepkisi o kadar içten oldu ki bu elbette videoya da yansıdı, bu içtenlik bir anda sosyal medyada büyük bir paylaşıma dönüştü. Bu dalga böylece yayıldı ama tabii bizim birincil amacımız şampiyonaya gidebilmekti, sponsor bulundu ve gittik, iki ‘dünya şampiyonluğu’ kazandık. Grand Prix`de de yarıştık ve iki altın madalya aldık, hoş bir dönüm noktası oldu.

Boğaziçi Caz Korosu, Uluslararası 6. Polyfollia Koro Festivali, Fransa (26 Ekim 2014)
Koro şampiyonluğu, altın madalya kazanmak ne demek?

- Bu şampiyonluk nedir? Yeni bir kavram bizim için…

- Bu bir ünvan aslında. Bu şekilde adlandırılıyor, kategoriler var, o kategoride yarışan 15 koro varsa o kategoride o yılın dünya şampiyonu ilan ediliyorsunuz. Çok kapsamlı, dünya üzerindeki en büyük çaplı koro etkinlikleri bunlar.

- Bu şampiyona ülkeden ülkeye değişiyor mu?

- Ülke ülke geziyor. Büyük bir koro müziği organizasyonunun düzenlediği yarışmalar bunlar. Bu organizasyonlar kendi etkinliklerine böyle isimler belirlemişler. Olimpik bir resmiyeti, ünvanı yok ama büyük bir kapsama, dünyanın her yerinde yaygınlığa sahip.

- Davet üzerine mi, başvuru üzerine mi?

- Başvuru üzerine, fakat tabii başvurunun kabul olması lazım.

- Başvuru davete dönüşüyor yani.

- Evet. Bu yarışmalarda çok iyi sonuçlar aldıktan, dikkat çektikten sonra ise artık son derece prestijli festivallere davet edilmeye başlıyorsunuz. Çok daha az sayıda ama en seçkin koroların davet edildiği festivallere katıldık. Bunlardan ikisi ise koro müziğinin zirvesi kabul edilen organizasyonlar. 2014 yılının Ekim ayında, Fransa’da 6. Polyfollia, hemen bu yıl Mayıs ayında ise 10. Avrupa Gençlik Koroları Festivali’ne davetliydik ve bu festivallerde Türkiye’yi temsil eden ilk topluluk olmanın haklı gururunu yaşadık. Hikayeye devam edecek olursam, 2011`de dünya şampiyonasından hemen önce okuldan ayrılmak durumunda kaldık. Sonrasında da bağımsız bir şekilde yolumuza devam ettik, tabii bir anda yersiz yurtsuz kaldık ister istemez.

- Üniversitenin kendi korosu sürüyor tabii değil mi?

- Tabii, okul korosu var, biz 2011 yılının Haziran ayında oradan ekip olarak ayrıldık, şampiyonaya gittik ve artık kendi yolumuzu çizmeye başladık. Yine Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü Caz Korosu devam ediyor ve etmeli de zaten, bu gelenek okul bünyesinde mutlaka sürmeli. Onlar da yarışmalara gidiyorlar mesela Riga`ya olimpiyatlara gittiler, biz o yıl katılmamıştık, ben gittiğimde izledim onları. Biz de kendi yolumuza devam ediyoruz.

- Siz artık bağımsız bir koro olarak varlığınızı sürdürüyorsunuz.

- Tabii, artık sadece Boğaziçi üniversitesi öğrencileriyle değil dışarıdan her isteyenin başvurabileceği bir oluşuma döndük. Başvuruları internet üzerinden kabul ediyoruz, her yıl çok yoğun başvuru alan, seçmeler yapıp kadrosunu oluşturan bir koroyuz artık.

- Benzetmek ne kadar doğru bilmiyorum ama yapısal olarak mesela Anadolu Ateşi`ne benzeyen bir kadro yapısı mı var?

- O yapıları fazla bildiğimi söyleyemem ama evet bazı yönlerinin benzediğini söyleyebilirim. Oldukça kuvvetli ve detaylı bir yapılanma arayışımız var, bir yandan sürekli yeni adımlar atıyoruz yeni kararlar alıyoruz, yeni topluluklar oluşturuyoruz. Şu an bu çatının altında üç topluluk oldu, biri Boğaziçi caz Korosu, zaten başlatan koro, biri 2 yıl önce başladı Boğaziçi Gençlik Korosu o da 15 ile 20 yaş arası koristler barındırıyor, bu durumda Boğaziçi Caz Korosu yaş grubu da 20’den başlıyor. Şimdi yeni bir topluluk daha başlattık Magma isminde, üçüncü oldu bu da. Yaş itibarıyla gençlik korosuna alamayacağımız adayları Magma çatısına dahil ediyoruz ve bir süredir de Boğaziçi Caz Korosu için seçme yapmıyoruz. Koro büyük ve çok sayıda insandan oluşan geniş bir yapılanmaya sahip. Bu yapılanmanın içinde çok farklı sebeplerle geniş bir korist sirkülasyonu oluyor zaman içinde ve bu sirkülasyonun da dengeli ilerlemesi gerek, bu yüzden koroların içinde beklenmedik değişimler olduğunda kadrolar birbirine destek oluyor. Amacımız bünyesinde birden çok koroyla çok daha büyük ve geniş bir yapılanmaya dönmek ama bu zaman ve imkan isteyen bir çalışma. Belki zamanla burada bir festival düzenleyen, geniş bir koro müziği arşivi ve herkesin yararlanabileceği bir kitaplığı olan, paneller, söyleşiler, atölyeler düzenleyen, yurt dışına ekipler gönderen ve burada yurt dışından toplulukları ağırlayan, kısacası Türkiye koro müziğiyle dünya arasında çok ciddi bir köprü görevi üstlenecek sağlam bir enstitü olabilmek gibi büyük hayallerimiz var. Magma da bu anlamda bu aileyi genişlettiğimiz, daha çok eğitime yönelik bir proje. Binlerce başvuru içerisinden Boğaziçi Caz Korosu’na mesela 15-20 kişi alabiliyorduk ama şimdi yalnızca Gençlik Korosu ve Magma için gelen başvurular 600 kişiyi aşıyor. Bu sayı aslında 2 yıl önce çok daha fazlaydı. Herkese açık dediğimiz zaman pek de ciddi olmayan 3 bin başvuru olmuştu. Şimdi ise koşullar biraz değişti ama 600’ün üzerinde başvurumuz var.

- Peki başvuruların dağılımı nasıl?

- Bu ilginç çünkü herkes zannediyor ki başvuranlar hep konservatuvar veya müzik bölümünden vs. oysa gelenler çok çeşitli, hatta çok çok az bir kısmı akademik olarak müzikle ilgileniyor. Mesela şu an Boğaziçi Caz Korosu’nda 4-5 müzik öğretmeni veya öğrencisi var ama geri kalanı çok çeşitli kesimlerden öğrenci ve çalışanlar. Bence koronun en önemli başarısı da bu, her kesimden insanın bu başarı çevresinde buluşabilmesi ve müzikle bu anlamda ciddi bir bağı olmayan insanlarla bu düzeyde işler ortaya koyabilmek. İnsanlar genelde bunu bilmiyor veya tahmin etmiyorlar ama belki de en çok takdir edilmesi gereken şeylerden biri bu. Magma oluşumunda ise bu aileye dahil olmak ve bizlerle şarkı söylemek isteyen, koro müziğini seven ve bu müziği öğrenmek isteyen herkesi bir araya getirmeyi; kendi deneyimlerimizi de aktararak, daha kapsamlı bir eğitim programı hazırlamayı ve hem ses kullanımı, hem de çoksesli bir koroda şarkı söyleme kültürü hakkında hakkında bildiklerimizi, aslında koro müziğini hayatımızın bir parçası haline getirebilmeyi paylaşmayı, bu deneyimi mümkün olduğu kadar fazla sayıda insana ulaştırmayı hedefledik. Şu an bu topluluğun 100’e yakın üyesi var.

- Peki sirkülasyon nasıl oluyor? Daha doğrusu şöyle sorayım, bütün koro ayrılıyor yerine yenileri mi geliyor yoksa ayrılanın yerine yeni koristin gelmesi olarak mı işliyor sistem?

- Şöyle söyleyeyim, şu son dönemde davetli olduğumuz çok prestijli festivaller vardı ve yaş limitleri sebebiyle bu festivallere özel bir kadro oluşturduk. Bir kısmı koroda daha önce şarkı söylemiş eskilerden, bir kısmı da gençlik korosundan karma bir kadro oluşturduk ve bu festivallere elli günden az bir sürede sıfırdan hazırlandık. 27 parça çalıştık ve bu parçaları koreografileriyle birlikte ezberledik, yeni çalışma parçaları derken çok zor dönemi bu şekilde atlattık. Bunu yapmamızın sebebi yeni baştan seçme yapmak yerine böyle bir yolu tercih etmemizdendi ve o an itibarıyla da koroya seçme yapmamaya başladık. Ama mesela bu yıla gelene kadar kadar koro şöyleydi, elli kişi başlıyoruz, sezon içinde 15-20 kişi çeşitli sebeplerle ayrılıyor, kalan 35 kişiyle devam ediyorduk. Yeni sezona geçerken bir 15-20 kişi daha ayrılıyor ve ben de neredeyse her yıl yeni baştan bir koro kuruyor gibiydim.

- Koro üyeliğinde bağlayıcı bir sebep yok anladığım?

- Evet, herhangi bir profesyonel bir bağlayıcılık yok ama zaten hep bu konular üzerinde çalışıyoruz artık. Bu durumu nasıl daha kalıcı hale getirebiliriz, nasıl bir kademe sistemi oluşturabiliriz, belki yarı profesyonel bir kadro vb. şeyleri araştırıyoruz. Sözleşmeli, anlaşmalı bağlılıklar gibi şeyler. Muhtemelen artık önümüzdeki yıldan itibaren bu dediğime dönük bir yapıyı da deneyeceğiz ama bu işleri yoluna koymak çok zaman alıyor çünkü temelinde öğrenci kulübü aktivitesi olan bir yaklaşımdan doğan bir topluluk olduğumuz için bu yapıyı dönüştürmek de pek kolay değil. O mantık hala devam ediyor, sevdiğimiz bir şey ama topluluk olarak geldiğimiz noktada bir dönüşüme ihtiyacımız var artık. Konser anlaşmalarında da bağlayıcılıklar arttığı için son dakikada gelemiyorum, işim çıktı gibi sorunları yaratan sebepleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Zaman içinde bu sorunların her türlüsünü yaşadık, yurt dışında bile yaşadık. Zorunluluğun az olması elimizi bağlayıcı olabiliyordu. Sorunun başına dönersem eğer, evet, sizi başta dediğiniz gibi ben her sene yeni bir koro kurmak zorunda kalıyordum ve işin ilginci her yıl yeni kurulan korolarla bu seviyeleri yakalıyorduk ki bu da çok zor, hatta neredeyse imkansız bir şey. İçinde bulunduğumuz konser sıklığını düşünürseniz ne kadar zor bir işin üstesinden geldiğimi tahmin edebilirsiniz. Magma’da böyle sıkı bir tempo olmayacak mesela, haftada bir prova olacak, insanlar önce işin bir keyfini çıkaracak, zamanla bakacak hoşuna gitti ve deneyimi arttı, o zaman belki de daha yoğun tempolu olan kadrolara girmek isteyecek vs. O zaman da, koristin bağlayıcılıkları ve sorumlulukları artacak. Olmayan bir geleneği yaratmaya çalışırken bir yandan işin doğasına uygun kuralları da belirlemeye çalışıyoruz çünkü bu anlamda Türkiye’de örnek alacağımız bir muadilimiz daha yok. Aksine insanlar, bizim adımlarımızı örnek alıyorlar, bizim büyük zorluklarla açtığımız yollardan ilerliyorlar.

- Evet, haklısınız, varolan korolar ya devlet korolarıdır ki maaşlıdırlar zaten ya da sizin gibi ama amatör olarak faaliyet gösteren korolardır, siz bu durumda yeni bir aşamaya geçmek durumundasınız belli ki. Peki, konser teklifleri nasıl geliyor? Sizi zaten tanıyorlar da öyle mi geliyor konser teklifleri yoksa bu halka nasıl gelişiyor? Mesela üniversiteler ağırlıklı mı?

- Yok, tersine, üniversitelerin ağırlığı git gide azalıyor, daha kurumsal organizasyonlar, kendi konser programı olan yerler, bizimle özel konser yapmak isteyen organizatörler, mesela bir şehirde salon tarihleri almış bizim de konser vermemizi istiyor gibi teklifler.

- Mesela geçtiğimiz ay Antalya`da Expo yapıldı orası gibi yerler?

- Evet ama oradan teklif gelmedi ama İzmir fuarında geçen sene konser yaptık. Aynı anda hemen yanımızda Hadise konseri vardı ama bizim konserde de 3 bin kişi vardı.

- Lojistik çok büyük bir sorun olmalı nasıl hallediyorsunuz?

- Çok büyük bir sorun, haklısınız. Biz genelde kendi yağımızla kavrulmak zorundayız. Ama sağ olsunlar, Yücel Kültür Vakfı bize 5 yıldır çok önemli bir destek veriyor. Onların desteği bizim için çok önemli. Provalarımızı 5 yıldır Yücel Kültür Vakfı`na ait olan Sultanahmet`teki tarihi Abud Efendi Konağı’nda gerçekleştiriyoruz.

- İki konu önemli sanırım, biri bu kadar kalabalık bir koronun bir yerden bir yere gitmesi ikincisi bu kadar adamın prova yapması ama o sorun çözülmüş iyi ki.

- Evet, şimdi çözüldü ama bir yıl hiç çalışma yerimiz yoktu, İTÜ Maçka Kampüsü MİAM’da zaman zaman çalışıyorduk. Şimdiki büyük sorunumuz ise Abud Efendi Konağı’nın şartları. Yücel Kültür Vakfı bize burayı kullanabilirsiniz dedi ama maalesef hiçbir ısıtma sistemi olmadığı için sezonun yarısında bildiğiniz donarak çalışıyoruz. Kapalı bir spor salonu var, burayı da kullanıyoruz çalışmalar için, duvarı Yerebatan Sarnıcı’nın ikinci istinat duvarı. Vakıf burayı yılda birkaç kez kullanıyor kendi için ama başka etkinlikler de düzenlenmeye başladı. Biraz da bizim 5 yıldır orada çalışmamız ister istemez gözleri konağa çevirdi, Abud Efendi Konağı popüler bir yer oldu.

- Mekan güzel, şartlar zor!

- Tam öyle, yaşayan bilir.. Havalar soğumaya başladı, bu yüzden her yıl olduğu gibi önümüzdeki aylar için bir çözüm arıyoruz.

- Ulaşım sorununu nasıl çözüyorsunuz?

- Yücel Kültür Vakfı dışında hiçbir destekçimiz yok. Özellikle yurt dışında konserlere gitmemiz bizim en büyük sorunumuz. Bu konuda sıkıntılarımız çok, maalesef bir türlü sponsor bulamıyoruz. Hatta bir ara çok büyük bir borç yapmak durumunda kaldık 300 bin liraya yakın, hala ödüyoruz. Kendi kaynağımızı üretmeye çalışıyoruz. Dışardan her açıdan son derece mükemmel görünüyor olabiliriz, sanki maddi açıdan çok rahatmışız gibi, destekçilerimiz varmış, her işimizi profesyoneller yürütüyormuş gibi anlaşılıyor olabiliriz ama gerçek maalesef öyle değil. Her şeyi bizzat kendimiz yapıyoruz ve bu durumu yönetebilmek büyük bir beceri. 2012`den itibaren kasamız hep ekside gidiyor mesela. Bugüne kadar üniversitelerde olsun başka yerlerde olsun sayısız gönüllü ve ücretsiz etkinlik yaptık, sosyal sorumluluk projeleri hala yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz ama bu anlayışı da artık biraz dengelemeye çalışıyoruz. Katıldığımız konserlerden bir performans kaşesi talep ediyoruz, bunun yanında ulaşım, konaklama vb. masrafları davet edenler karşılıyor ama gönüllü katıldığımız yerler de oluyor, bu bizim bir misyonumuz olarak sürüyor. Bu sıkıntıları geride bırakabilsek enstitüleşmek gibi çok güzel hayallerimiz var. Türkiye’de koro müziği özellikle şu son dönemde çok önemli bir yerde duruyor. Toplumun birlikte barış ve huzur içinde yaşaması, bazı zorlukları birlikte aşması bakımından çok önemli bir örnek teşkil ediyor koro müziği, koroların sayısının artması, şarkı söyleyerek yetişen çocukların sayısının artması çok önemli bizim için.

- Bağımsız bir koro olarak bir şeyi daha başarıyorsunuz, ülkenin kendi içinde yaşadığı sorunlara bir cevap veriyorsunuz bir yandan sizin koroda değişik kesimlerden insanlan bir amaç bir araya gelmeyi başarıyorlar, kendi bagajlarındaki sorunları dışarda bırakıp koroda yeni bir amaç için bir arada olmayı başarıyorlar, orada kendiliğindenlik var.

- Bu konu bence de çok önemli. Ben bunu tüm arkadaşlarımıza mümkün olduğu kadar sık söylemeye çalışıyorum. Bir araya geldiğimizde kostümümüzü dışarıda bırakarak içeri girmeliyiz. Bunun tek yolu köşelerimizi yuvarlamak, hassasiyetlerimizden, alışkanlıklarımızdan bir nebze arınmak ve ortak bir paydada buluşabilmek. Bu anlamda sıklıkla konferanslara, zirvelere, konuşmalara davet ediyorlar ve oralarda bu hikayeyi hep bu yanıyla anlatmaya çalışıyorum. Avrupa’da çocuklar küçük yaşlardan itibaren bu geleneğin içinde yetişerek geliyorlar, bizde böyle bir gelenek yok, müzikal eğitim ve disiplin öğrenilmiyor, aynı şartlarda yetişmiyoruz, ne kadar farklı olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Özellikle böyle bir coğrafyada, bir amaç birliği oluşturabilmek kolay bir iş değil.

- Orkestra devam ediyor mu?

- Orkestra artık yok ama yeni bir proje geliştirilebilir tabii ki.

- Yani özel projelere açıksınız, daha önce yaptınız mı?

- Müzik kulübündeyken bir denememiz olmuştu, daha sonra Enka Kültür Sanat’ta Mannheimer Ensemble yaylı orkestrasıyla bir çalışma yaptık. Böyle denemelerimiz var ama değişik projeler de yapmayı istiyoruz açıkçası.

- Artık sona geldik, çok güzel bir söyleşi oldu ama şunu merak ediyorum, adınız caz korosu ama seslendirdiğiniz müziklerde cazın oranı ne kadar? Ya da bu durumun başka bir sebebi var mıdır?

- İlk başta, yani kulüpteki ilk yıllarımızda sadece caz söylüyorduk. Daha doğrusu çeşitli farklı stillerde caz parçalarının düzenlemelerini seslendiriyorduk ama daha sonra özellikle uluslararası festival ve yarışmalarda seslendirmek üzere repertuvarımıza gerek türkülerimizin çok sesli düzenlemelerinden olsun, gerekse dünya müziğinden çağdaş eserler dahil ettik. Şimdi ise caz oranı oldukça azaldı, son derece karma bir repertuvarımız var. İsim konusu ise, üniversite zamanlarından kalma bir durum tabii. 2011 Haziran itibarıyla artık ‘Boğaziçi Caz Korosu’ ismi bir marka haline geldi ve her geçen gün daha da sağlamlaştıkça, aslında bu konuyu sürekli düşünüyor olsak da değiştirmesi gittikçe zorlaştı.

Okunma 746 defa Son Düzenlenme Pazar, 04 Aralık 2016 18:17
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Elif Gezer

Müzik öğretmenidir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors