Kayıt Ol

Alp Ersönmez ve İlhan Erşahin ile Söyleşi

Pazar, 29 Kasım 2015 18:53 Caz Sanatçıları
(0 oy)

"Dünya çapında bir müzisyenimiz yok" diyenler yanılıyor.

"Dünya çapında bir müzisyenimiz yok" diyenler yanılıyor. New York'ta yaşayan İlhan Erşahin, saksafonuyla dünyayı geziyor. Konser vermek için geçtiğimiz günlerde İstanbul'a uğrayan İlhan Erşahin ve İstanbul Sessions grubu olarak birlikte müzik yaptığı bas gitarist Alp Ersönmez ile buluştuk.

Çok yoğun bir tempoda çalışıyorsun. New York-Türkiye arasında mekik dokuyorsun. Yetmiyor dünyayı da geziyorsun. Zor olmuyor mu?
- Benim hayatım böyle.
10 saati aşan uzun uçuşlarda nasıl geçiyor vaktin?
- Bazen uyuyorum, bazen hiç uyumuyorum. Bazen film izliyorum, internet varsa mail atıyorum.
Haftada kaç gün sahnedesin?
- Üç gün evvel Fas’taydık. Ondan önce Fransa’daydık bir hafta. İki günlüğüne Amerika’ya gittim. Şimdi de buradayım.
Nerede dinleniyorsun en çok?
- New York’ta iki tane bar sahibi olduğum için orada da geç saatlerde yatıyorum. Yorgunluk oluyor tabii bazen. Brezilya’ya gidiyorum, bir hafta hiçbir şey yapmayıp dinleniyorum.
Tatile nereye gidersin?
- Brezilya dışında bazen Bodrum’a geliyorum ama o zamanlar hem konser hem tatil yapmış oluyorum.
Yaptığın müzik türünü nasıl tanımlıyorsun?
- Aslında benim yaptığım tam caz değil. Ortada bir yer. Kendi müziğimi bulmaya çalışıyorum ve içinde her şey var; rock da, elektronik de, caz da.

Çocukluğun yurtdışında geçti, annen İsveçli, baban Türk. Nasıl hatırlıyorsun çocukluk yıllarını?
- İsveç’te büyüdüm. Aslında 16 yaşına kadar sporcuydum, squash yapıyordum. İsveç Milli Takımı’ndaydım. Her hafta sonu maçlara gidiyordum. Aynı zamanda basketbol ve futbol da oynuyordum.
Müzik nerede o yıllarda? Saksafon özellikle?
- 14, 15 yaşlarında konserlere gitmeye başladım. Bir grup gördüm. Grupta bir saksafoncu vardı, direkt vuruldum. Bu arada okulda müzisyen arkadaşlar bir grup kurdular, ska müzik yapıyorlardı. “Saksafoncu lazım, çalar mısın?” dediler. Hemen kabul ettim, gidip bir saksafon kiraladım. İki ay boyunca evde çala çala öğrendim. İki ay sonra konser oldu, basit şeyler çaldık ama devamında çevrem değişti. Sporu bırakıp müzik yapmaya karar verdim. Ben biraz obsesif bir insanım. Neredeyse tüm gün saksafon çalıyordum.
Ya şimdi? Hâlâ o kadar çok egzersiz yapıyor musun?
- 10, 15 senedir daha çok konser yapıyorum. Günlük pratik pek yok. Ama uzun süre günde 10 saat çalıştım.
Liseden sonra neler oldu?
- New York’a gittim. Kafamda hep orası vardı zaten.
Neden?
- New York’la ilgili sevdiğim çok fazla kitap ve film vardı.

Nasıl para kazandın ilk gittiğinde? Amerikan rüyası dedikleri şey nasıl gerçekleşti senin için?
- 1989’un sonunda üç-beş ay kalıp İsveç’e ya da Türkiye’ye dönerim diye gittim önce. Ne yapacağımı bilmiyordum. Orada çok meşhur bir caz kulübü vardı. Başvurdum, beni işe aldılar. Komi olarak başlayıp 7 sene devam etti.
İlginç bir başlangıç olmuş?
- O caz kulübünde çalışmak güzeldi çünkü orada her hafta çok meşhur biri çalardı. Konserden sonra bütün müzisyenlerin gittiği bir yer vardı, oraya gitmeye başladım. Derken eşimle tanıştım.
Caz ne demek senin için?
- Cazda özgürlük var. Bir sürü stili var çünkü, sen hangi yolu seçmek istiyorsan oraya götürebiliyorsun. Caz müziktir, bir stil değil.
Senin yaptığın müzikte arabesk var mı mesela?
- Türk müziğindeki uzun havalar, taksim olayları falan caza çok yakın. Bana da ilham veren, kendimi yakın hissetmeme neden olan da budur.
Saksafonu ve klarneti nasıl yan yana getiriyorsun? Hüsnü Şenlendirici ile sahne yapmışlığın var sonuçta...
- Çok benziyorlar birbirlerine kafa olarak.
Türkiye’de mi daha çok değerinin bilindiğini düşünüyorsun, Amerika’da mı?
- Bana hep soruyorlar “Niçin Türkiye’ye bu kadar sık gidip geliyorsun?” diye. “Neden diğer yerlere odaklanmıyorsun?” diyorlar. İsmim Türk, babam Türk, Türklük var bende ama Türkiye’yi tanımıyorum, müziğini bilmiyorum diye düşünürdüm eskiden. Arayışa girdim. İstanbul’a daha sık gelmeye başladım, çok sevdim.
İstanbul Sessions’da Alp Ersönmez ile birlikte çalıyorsunuz. Alp Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinden biri. Siz kaç yıldır tanışıyorsunuz?
- Alp Ersönmez: 1998 yılından beri.
- İlhan Erşahin: Ama 2005 senesinde birlikte çalmaya başladık.

Alp, sen Tarkan’la da çalışıyorsun. İlhan’ın sahnesi diğer sahnelerle karşılaştırdığında nasıl?
- Tarz bambaşka. Tarkan zaten tartışılmaz.
Tarkan caz yapar mı bir gün sence?
- A.E: Yapar. Tarkan çok açık böyle şeylere.
Yapabilir mi sence?
- İ.E: İsterse yapar tabii. İstedikten sonra herkes her şeyi yapar bence.
- A.E: O açıklık varsa kafada neden olmasın.

Türkiye’den dünya starı çıkar mı senin dışında?
- Çıkar tabii, neden çıkmasın?
Dünyadaki politik veya terör olaylarının ilk olarak müziği vurmasına ne diyorsun?
- İ.E: Çok yazık yani.
- A.E: Ben bununla ilgili kendi sitemde, “Sen gelme kardeşim” diye bir yazı yazdım. Ne yazık ki bu toplumsal ikiyüzlülük çok can sıkıcı. Konserler iptal oluyor ama herkes hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.

İlhan, saksafon çalmıyor olsaydın ne yapardın?
- Keyif (gülüyor). Aslında evde çok çalmıyorum, piyanoda beste yapmaya çalışıyorum daha çok. Barlar var. Ne bileyim takılıyoruz işte. Günler dolu dolu geçiyor.
Bir hayranın sana “orgazmik müzik yapıyorsun” demiş.
- Evet. Çünkü biz sahneye çıktığımız zaman olayı yükseltmeye çalışıyoruz. Trans gibi. Genelde öyle bir efekt var. Amaç da o.
Kadınlar mı daha çok izliyoruz sizi, erkekler mi?
- Yarı yarıya.
Sen “tek eşliliğe inanmıyorum” demişsin.
- İnanıyorum da inanmıyorum.
Eşin Brezilyalı sanırım, o ne iş yapıyor?
- Evet. Dansla ilgileniyordu. Şimdi duruş ve postürle ilgili hocalık yapıyor. Ben de çok şey öğreniyorum ondan.
Sen çok sık seyahat ediyorsun konserler veriyorsun. Nasıl görüşüyorsunuz eşinle?
- Biz bir balans bulduk, idare ediyoruz. New York’ta olduğum zaman sabahtan akşama kadar evdeyim.
Kızının müziğe ilgisi var mı?
- Gitar çalıyor. 17 yaşında oldu.
İlhan Erşahin bir gün Açıkhava konseri verir mi?
- A.E: Aslında verebilir. İstanbul Caz Festivali’ne getirip Açıkhava sahnesine çıkardıkları adamların hepsi ile çalıyordu İlhan. İstese “all star friends night” yapıp orada harika bir konser düzenler. Ama dediğim gibi, canı isterse... İster mi, onu bilmiyorum!

Nublu’lar kapandı. Açtın, kapadın, olmadı, niye?
- İ.E: Maalesef ortaklarla sorun yaşadığımız için açıldı kapandı, yeri değişti birkaç kez. Ben de aklımdakini tam gerçekleştirebilmek için birkaç yer denedim.
Bir daha açar mısın?
- İ.E: Birisi öyle teklif getirirse açarım. Geçen seneki aslında çok güzel mekandı. Olabilirdi, ama sonra mal sahibi bizi çok uğraştırdı. Bu sezon New York’ta Nublu’yu açıyorum.
İki mekan mı var orada?
- Evet. Bir de Stüdyo 51 açtım. Kokteyl bar.
Bildiğimiz tanıdığımız isimler geliyor mu?
- A.E: Ben Kevin Spacey ile viski içtiğimi hatırlıyorum.
- İ.E: Çok insan geldi. Ronaldinho, Sertab Erener, Bob Dylan. Epey meşhur adam geldi sahi...

Okunma 1027 defa Son Düzenlenme Pazar, 29 Kasım 2015 19:00
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Rahmi Erdem

Saksafon sevdası bizlerle buluşmasına vesile olmuştur. 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors