Kayıt Ol

David Sanborn ile Söyleşi

Cumartesi, 07 Kasım 2015 14:50 Caz Sanatçıları
(0 oy)

Marcus Miller ile birlikte imza attığı koca bir caz tarihi var desek bile bir saksafonist olarak geride bıraktığı otuz yılın pırıl pırıl kariyerini yeterince ifade edebilmiş olamayız.

Televizyon şovlarından tutun da, cazı, Rhythm and blues ve pop müzikleri buluşturduğu tarzına kadar her işinde parlayan bir müzik devi David Sanborn... Gitarda Eric Clapton kimse saksafonda Sanborn o. Neler diyebilirim? En güzeli, ona sorayım dedim.

Sanborn’un yetmişlerden bugüne tam 24 albümü ve 6 Grammy Ödülü var. Rock ve pop müziklerine saksafonu ustaca yerleştiren Sanborn, özellikle Stevie Wonder, David Bowie ve Paul Simon`un albüm ve konserlerinde ününü daha da arttırmıştı.

1975 yılında solo çalışmalarına start veren Sanborn, 1981 yılında ilk Grammy`sini kazandığından beri büyüyen bir efsane. TV ve radyo programlarıyla ayrıca şöhretlenen Sanborn, kurduğu son topluluğu David Sanborn Electric Band`le sahne aldığı tüm festivallere iz bırakırken, bizde de Akbank Caz Festivali’nin misafiriydi. Sanborn’la bir söyleşi yapabilme şansı bana çok güzel bir Sony Music Türkiye hediyesi oldu.

 Yıllardır o görkemli yaratıcılığınızı R&B, pop ve cazla ulaştırıyorsunuz; peki bir müzisyen olarak size şu aralar en yakın gelen tür hangisi?

Gerçekten hiç ayırmıyorum. Müzik türleri arasındaki o yapay sınırları da hiç çizmiyorum. Müziklerim hepsinin karışımı ve müzikleri kategorilere bölmeyi pek anlayamıyorum. Her zaman bir araya getirdiklerim neler olduysa, şimdi de öyle. Müziklerim kulağa nasıl geliyor onu da başkalarına bırakıyorum.

Kariyerinize dönüp baktığınızda, yaptığınız ilk kayıtlar kulağınıza şimdi nasıl geliyor?

Bazılarını hala seviyorum, bazıları modası geçmiş geliyor. O zamanlar öyleydi, şimdi onları oldukları gibi seviyorum.

Dürüstçe, şimdi kulağınıza çok da iyi gelmeyen herhangi bir eski kaydınız hiç mi yok?

Geçmişe baktığımda bana kayıtların çok güçlü gelmeyen bazı tarafları da var. Neyse o diyorum. Onları artık değiştirmeyi düşünmenin bir manası da yok. Daha çok bir işi yaparsınız ve devam edersiniz tavrım var.

Diğer müzisyenler bir yana Marcus Miller ile adeta bir caz tarihi yazdınız; müzikal işbirliğinizi nasıl tarif edersiniz?

Tanıdığım en sıradışı müzisyenlerden biri. Çok başarılı bir basçı. Piyano, davul, gitar da çalıyor ve ayrıca saksafon da. Harika bir besteci, yapımcı ve aranjör, birçok yeteneğin adamı. Yıllar içinde onunla birçok kez çalışabildiğim için çok şanslıyım. Çok değer verdiğim bir ilişki.

Daha yeni nesillere gelirsek; müzik zevkleriniz açısından bu aralar kimleri beğeniyorsunuz?

D’Angelo’nun müziklerini çok beğeniyorum. Bugünlerde bana en çok ilham veren müzisyen.

Son albümünüz Only Everything ile Joss Stone ve James Taylor gibi çok güçlü vokallerle çalıştınız; peki bu aralar dinlemeyi en sevdiğiniz vokal desem?

  Dediğim gibi hem müzisyen hem ses olarak D’Angelo bana ilham veriyor. Müzisyenliğin dışında özellikle bir şarkıcı olarak.

Hala turnelerdesiniz ve özellikle Japonya’daki hayranlarınızın vefasını çok sevdiğinizi söylüyorsunuz; Japonya’nın başka nelerini seviyorsunuz?

Kültürlerine hayranım, yemeklerine de. Dinleyicileri çok harika ve çok da vefalılar. Orada çalmak her zaman harika oluyor; teknik açıdan da öyle. Her zaman iple çekiyorum.

İstanbul’da birçok kez bulundunuz; peki İstanbul bir caz türü olsa İstanbul’a hangisi yakışırdı?

Bu soruya cevap vermek çok zor. Herhangi bir yerden aldığınız müzik hissini dökmek çok zor. Genel olarak İstanbul, zengin tarihi ve kültürüyle dünyanın en harika şehirlerinden biri. Özellikle, bunları yansıtmak isterdim ama bu tabii müzik yoluyla olurdu.

Okunma 1430 defa Son Düzenlenme Salı, 10 Kasım 2015 05:15
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Cavit Külebi

Saksafon tutkusu ilk günkü gibi devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors