Kayıt Ol

Hrant Lusigyan ile Söyleşi

Cumartesi, 31 Ekim 2015 08:13 Caz Sanatçıları
(0 oy)

"Hep kendim için çaldım."

Türk cazının öncü isimlerinden biriydi klarnetçi Hrant Lusigyan. Kontrbas ve saksofon da çalardı. 1940’ların sonundan, 1980’lere kadar İstanbul’un ünlü gece kulüplerinde, otellerinde çaldı. Swing çağının Türkiye’deki sesi, soyadına yaraşır şekilde ışığı oldu. Cazdan, caz standartlarından vazgeçmedi, klarnetine ihanet etmedi. “Bir kişi de dinlese, bin kişi de dinlese fark etmez, çünkü hep kendim için çaldım” diyordu. 6-7 Eylül’de Beyoğlu’nda ablasıyla işlettiği dükkan yağmalanınca tüm varlığını kaybetmiş, hayatının son yıllarında perişan olmuştu. Dostlarının yardımıyla sığındığı, zeka özürlülerle paylaştığı hastane odasında, 1993 Kasımı’nda 75 yaşında hayata veda etti. İşte öncü bir cazcının hayat hikayesi, Erol Pekcan, Selçuk Sun, Neşet Ruacan’ın gözlemleriyle birlikte. Ve Lusigyan’la yapılan son iki röportaj; Cumhur Canbazoğlu ile Nemika Tuğcu’dan. Sırp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin küçücük odası bir ipekböceğini konuk etti beş yıl boyunca. Kimsesizler yurdunun 44 numaralı odasında geceler boyu yalnızlığın mavi kozası dokundu. Bir asrın üç çeyreğini geride bırakmış duyarlı yürek anılarıyla yaşadı, geçmiş günleri düşünüp mutlu olmaya çalıştı. Çelebi kişiliği hiç değişmemişti zaman içinde. Burgaz Adası'ndaki küçük kulübesinde gazete kağıtlarından doldurulmuş yastıkta uyuduğu günlerde de, zeka özürlülerle odasını paylaştığı kimsesizler yurdunda da yaşamından şikayet etmedi. Umutsuzdu sadece, ölümle olan randevusunu bekliyordu. "Müzik hayatı aşk hayatı demektir, şimdiyse dünya benim için bitmiş demektir" diyordu hatırlayıp ziyaretine gelenlere. Dudaklarının yumuşadığını, artık klarnetini eskisi gibi üfleyemediği için bir Ermeni okuluna hediye ettiğini söylüyordu. Klarnetinin sustuğu noktada çizgileriyle yaşadığı dünyayı güzelleştirmeye çalıştı. Renkli tükenmezlerle, düş dünyasının gizemli desenlerini döktü kağıtlara. Küçücük odasının duvarlarını genişletti desenleriyle. Kendisine sigara ve içki getiren dostlarına çam sakızı çoban armağanı olarak verdi çizdiklerini. Kimi zaman desenlerini sattı, bir paket Birinci için.

Cezmi Ersöz’ün yazısıyla yeniden keşfedildi

Bir yalnızlığı bir de hastalıkları terk etmedi Lusigyan'ı son yıllarında. Burgaz'daki dostu Muvakkar Bey'in evinde yaşadı bir süre. Dostu ölünce plaj kabininden bozma kulübeye geçti. 1988'in o kötü kara kışı bastırdığında adanın tepesindeki küçük kulübesinde yaşam savaşı veriyordu. Çatısında biriken kar kulübesini yıkacaktı neredeyse. Hasta olduğunu gören dostu Demirci Hayko'nun önerisiyle Surp Purgiç huzurevine yattı. Eğer gazeteci Cezmi Ersöz izini bulup klarnet ustasıyla ilgili o dokunaklı yazıyı yazmasaydı 44 numaralı odada unutulup gidecekti. Yazı yayımlandıktan sonra eski dostları buldular Lusigyan'ı. O günden sonra da yalnız bırakmamaya çalıştılar. Erol Pekcan'ın, Altan İlter'in, Selçuk Sun'un ilgisi üzerinde oldu. Gazeteciler röportaj, televizyoncular programlarında yer vermek için çaldılar kapısını. Ama yine de yalnızdı. Dostları ziyarete geldiğinde ayrılış anının, geride bırakılmanın acısını duydu içinde. Belli etmedi; müzisyen jargonunu kullandığı esprileriyle karşıladı onları; aynı şekilde güleryüzle uğurladı. Gazeteci Anna Turay, desenlerinden oluşan bir sergi düzenledi Lusigyan usta için. Serginin açılışı, konuk cazcılarla birlikte bir jübile konserine dönüştü. Eline geçen parayla bir süre gönlünce "vorısbak"ını içip Birinci sigarasını tüttürdü. "Vorısbak" hem Lusigyan’ın caz çevrelerindeki lakabı hem de votka, turunç likörü, pudra şekeri ve portakal suyuyla hazırladığı kokteyle verdiği isimdi.

Erkek adam keman çalar

Caz dünyasının "Vorısbak"ı 75 yıl öncesinin Fener'inde başlamıştı yaşam serüvenine. Enstrüman çalmayanın adam yerine konmadığı, ayıplandığı günlerde... Annesi ve kız kardeşleri piyano, babası ve erkek kardeşi keman çalardı. Gelenek bozulmamış; erkek adam demişler, vermişlerdi eline kemanı. Oysa Lusigyan'ın gönlü trompette. Dedesinin tek göz dürbünüyle Tepebaşı’ndaki revüleri izliyor, Fener’e dek ulaşan trompet sesiyle coşuyor. On iki yaşında ağabeyinin saksofonunu alıp tavanarasında çalışmaya başladı. Ses duyulmuş, evin küçük oğlunun saksofona sevdalandığı anlaşılmıştı. Ders almasını önerdi ağabeyi. Çalgısının tekniğini derslerle kavrayıp, yorulup bıkmadan çalışarak tekniğini geliştirdi. Dinleyici karşısına çıkabileceğini hissettiğinde Swing Amateur adlı ilk topluluğunu kurdu Lusigyan. 15 kişilik bir orkestraydı bu. Saray Sineması’nda konserler verdiler. 1943’te kısa dönem askerlik için biriktirdiği parasıyla ilk klarnetini aldı. Tam tamına 225 lira ödedi Papa Jorci'den aldığı klarnetine. O günden sonra klarnetçi olmaya karar verdi Lusigyan. Gerçi saksofon ve kontrbas da çalmaktaydı ama klarnet oldu alameti farikası, yarım yüzyıl boyunca İstanbul'un seçkin eğlence yerlerinde duyuldu "Vorısbak"ın klarneti. Park Otel'de, Hilton'da, Tokatlıyan'da ve Taksim'in ünlü bohem kulübü Fuaye'de...

Aferin sana eşoğlu eşek!

Cazın revaçta olduğu yıllardır 1950'ler. Önde gelen kulüplerin hepsinde üç orkestra vardır; dans müziği, yemek müziği ve caz için. Gece yaşamının yıldızıdır Lusigyan. Sıcakkanlı, içten kişiliğiyle müzikçileri etrafında toplar. Müşterilerle de arası çok iyidir. Sadece onu dinlemek için gelenler vardır çalıştığı yerlere. Zirvede olduğu yıllarda genç müzikçileri alır grubuna. 19 yaşında, konservatuardan yeni mezun bir caz tutkunu olarak grubuna katılan Selçuk Sun, "Vorısbak"la çalma mutluluğuna erişenlerden. "Ondan çok şey öğrendim. Müzik bir yana, yaşamla da ilgili derslerdi bunlar. İnsanların ince olmaya çalışmadan nasıl içten ve dost olabileceklerini gördüm birlikte çalıştığımız yıllarda. Birbirimizle genelde argo konuşurduk. Bazı küfürler iltifat gibiydi. Mesela yaptığınız bir şeyi çok beğendiğinde, aferim be eşoğlu eşek, derdi. Bu lafı duymak için beklediğim çok olmuştur. Ancak çok iyi çaldığınızda ya da onu çok sevindirdiğinizde duyardınız bu iltifatı. Yıllar sonra onu adada ziyarete gittiğimde de, huzurevinden çıkartıp felekten bir gece çalmaya götürdüğümde de teşekkür olarak hep aynı sözü bekledim." Selçuk Sun ustasından öğrendiği şeylerden birinin de sahne terbiyesi olduğunu söylüyor. Bir müzisyenin sahnede nasıl durması gerektiğini, dinleyiciyle laubali olmadan nasıl yakınlaşabileceğini ondan öğrenmiş.

Scat tekniğiyle Amerikalı cazcıları şaşırtmıştı

Biz yine dönelim 1950'li yıllara. Cazın rakipsiz olduğu, efsanevi isimlerin konser vermek için İstanbul'a geldiği 1950’lere... Gillespie, Charlie Parker, Benny Goodman konserler verirler. Her konserden sonra da bir jamsession düzenlenir. Lusigyan'ı dinler, birlikte çalarlar. Erol Pekcan'ın anlattığına göre, kimsenin söylemediği tarzda scat yapar Lusigyan. Şarkı söyler gibi, ancak anlamsız heceler kullanarak yapılan bir doğaçlamadır bu, Lusigyan cazın ustalarını bile şaşırtmaktadır. “Vorisbak”ın yaşamındaki doruk noktasıdır ustalarla buluştuğu bu günler. Ancak o dolu dizgin yaşamaktadır. Üzerinde durmaz aldığı övgülerin. Geceleri sahnede yıldızlaşan Lusigyan gün içinde sakin bir yaşam sürmektedir. Hayat boyunca bekar kalmaya ant içmiştir. Yaşamını kız kardeşine adar. Beyoğlu'ndaki dükkanlarında iki kardeş kanaviçe işleyip satarlar. Sonraki yıllarda kanaviçe desenlerinden yola çıkarak, desen çizmeye, düş dünyasını kağıtlara dökmeye başlayacaktır. 6-7 Eylül olayları durağan dünyalarına bir bomba gibi düşer. Dükkanları yağmalanır, işsiz kalırlar. Artık Hrant’ın klarnetidir tek ekmek kapıları. Lusigyan 1980’lere kadar klarnetiyle kazanır yaşamını. Neşet Ruacan’ın deyişiyle caza hiç ihanet etmez. Sadık bir cazcı olarak hep standartları çalar. Müziğinin kalitesini düşürmez hiç. Ölümünden dokuz ay önce Cumhur Cambazoğlu'nun yaptığı röportajda şunları söyler: "Benim için bir kişi dinlemiş, bin kişi dinlemiş fark etmez. Çünkü sürekli kendim için çaldım. Bir kişi anlasa bile o bize yetiyor. Cazcının egoizmi bu.” Müziğinde egoist olduğunu söylese de gerçek yaşamında son derece cömerttir. Kazandığı parayı dostları için ya da dostlarıyla birlikte harcar. Yardım gerektiğinde istemez. Söz bu konuya geldiğinde, lafı başka yöne çevirir. Geçmiş günleri anlatır. Bu arada sık sık duraklar, aynı sözcükleri yineler... “Ya işte böyle...” Dedik ya, dolu dizgin bir yaşamdı "Vorısbak"ınki. Bir solukta yaşandı. Geriye bir taş plak, birkaç amatör bant kaydı kaldı bu serüvenden. Dolu dolu yaşadı, dostlarına göre mutlu öldü. Eğer bir gün Balıklı Ermeni Mezarlığı’na düşerse yolunuz, yanınızdaa bir şişe rakı götürün. Tıpkı sağlığında ziyaretine giden dostlarının yaptığı gibi. (Serhan Yedig  /2015/Hürriyet)

Okunma 980 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 31 Ekim 2015 17:19
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Hale Sarar

Caz müziğine olan tutkusu hayatında ayrı bir yere sahiptir. Caza gönül vermiş günümüz kadınlarının sesini duyurmak için çalışmalarına devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors