Kayıt Ol

Get the Blessing ile Söyleşi

Cumartesi, 24 Ekim 2015 08:14 Caz Sanatçıları
(0 oy)

"Her zaman bir araya geldiğimiz de yeni bir şey denemeyi amaçlarız ancak her şeyi ciddiye almamak kesinlikle felsefemizin önemli taşlarından biri"

Doksanların kült grubu Portishead’den tanıdığımız Jim Baar ve Clive Deamer da içinde yer aldığı, sahnede yüzlerini gizleyerek farklı tarzları ile dikkat çeken sıradışı İngiliz topluluk Get The Blessing, 25. Akbank Caz Festivali kapsamında 31 Ekim 2015, Cumartesi günü Babylon Bomonti sahnesinde olacak.

Sahnede yüzlerini gizleyerek farklı tarzları ile dikkat çeken sıra dışı İngiliz topluluk beş albüm yayınladı. Rock ve cazın mükemmel bir şekilde harmanlandığı bestelerinde “punk” enerjisinin epeyce hissedildiği GTB için eleştirmenler, "çağdaş cazın ağır topları” demektedirler. Topluluk son albümleri “Loe&Antilop”u “4 günlük kayıt, 3 yıllık sahne performansı ve 12 yıllık çay ve cin tüketiminin doruk noktası” diyerek tanıtmakta. Get The Blessing’in kolaylıkla sınıflandıramayacağınız neşeli, alaycı, sarsıcı ve şaşırtıcı müziklerini belki her yerde dinleyebilirsiniz ama gerçek yüzlerini görmek için konserlerine gitmelisiniz.

Grubun adının ilhamını nereden aldınız?

Grubun oluşumunda biçimlendirici bir unsurdu. Orijinal adımız “The Blessing”, Coleman’ın lider olarak kaydettiği ilk albümünde yer alan bir parçadan geliyor. Oysaki biz, hak etmediği kadar düşük değer verilen “The Avant Garde” adlı albümde yer alan Coltran ve Don Cherry versiyonunu çok daha seviyoruz. Ornette ve onun yaklaşımı o zamandan beri yüreğimizde temel taş olmuştur ve son albümümüz `Astronautilus` ona adanmıştır.

 ‘Astronautilus’ en son albümünüz, gelişimi nasıl oluştu?

Kuzey Cornwall sahilinde bir ev bulduk ve ocakta oraya bir seyyar stüdyo yerleştirdik. Stüdyodayken hem denizi hem de gökyüzünü görürdük ve bu bizi oldukça fazla etkiledi. Stüdyoya önceden kaydettiğimiz bazı taslak kayıtları getirdik ve bu başlamamıza imkan verdi. Ancak bir önceki albümümüz “Lope And Antilop” de olduğu üzere sadece çalmaya başladık ve albümün çoğu doğaçlama olarak ortaya çıktı.

Albümün ana fikri neydi?

Önceden kurgulanmış bir düşüncemiz yoktu bu albüm için. Ancak deniz, gökyüzü ve yıldızlar (birkaç akşam geç saatlerde sahilde yürüyüşe çıktık) bizleri yarattığımız müzikte oldukça etkiledi. Kendimizi deniz canavarları hayal ederken bulduk özellikle kökleri birkaç yüz milyon yıl öncesine dayanan nautilıs, kafadan bacaklı yumuşakçalar cinsinden sedefli deniz helezonu, bizleri çok etkiledi. Özellikle bu yaratıkların denizden kafalarını çıkartıp gökyüzüne geceleyin bakarken neleri hayal ettiklerini düşündük.

Bir Astronom ve Uzay Bilimleri sever olarak, sizin de bu tür konulara eğiliminiz var mı?

Evet! En azından benim var. İnek bir delikanlıydım ve özellikle bilime karşı ilgim vardı. Üniversitede Fizik/Teorik Fizik/astrofizik okumak istedim. Sonunda matematik okudum ve yoğun bir şekilde müzik ile ilgilenmeye başladım (açıkça belli oluyor) ve astronomiye olan ilgim uçtu gitti. Ama inek bir orta yaşlı adam olarak merakım tekrar canlandı ve grubun geri kalanını duyarsızca takımyıldızlar, nebula ve ikili sayı sistemleri üzerine ütülüyorum.

Her albümle birlikte müziğinizin daha geniş ve daha iyi bir ses skalasına doğru ilerlediğini hissediyorum. En büyük ilhamlarınız kimler?

O kadar çok ki. Eno, Bowie, Kraftwerk.

GTB’nin özgürlüğü, melodiyi ve müziklerindeki saf mutluluğu sevdiği aşikar. Yakın geçmişte var olan ilhamlarınız var mı?

En son geldiğimiz de İstanbul’da özellikle çok güzel bir yemek yemiştik. Yol kenarında ufak bir kafedeydi ama inanılmazdı. Bunu seninle paylaşmak isteriz ama geçen sefer maalesef her şeyi yedik. Ancak bu sefer seninle bu yemeği paylaşmaktan çok mutluluk duyarız..."

Müziğinizdeki ham ve ön planda olan armonileri duymak oldukça keyifli. Özellikle ‘Cornish Native’ benim en beğendiğim parçalarınızdan biri. Ritmik ve tekrarlanan ton özellikle saçılan nefesliler ile birlikte büyüleyici. Bu parça nasıl oluştu?

Bunun bir ısınma melodisi olarak çıktığına eminim. Kısaca karşılıklı atıştırma aslında. Neredeyse o parçayı albüme koymuyorduk bile. Albüme konulacak parçaların tekrar üzerinden geçerken bu parçayı fark ettik ve ne kadar güzel olduğunu görüp albümde yer almasına karar verdik. Ne mutlu ki pek çok kişide aynı görüşte.

Türk müziği ile hiç bir etkileşiminiz oldu mu?

Maalesef olmadı. Her zaman duyduklarımızı beğendik ama maalesef Britanya’da çok fazla dinleme imkânımız olamıyor.

Kesinlikle normal olarak sınıflandırılmıyorsunuz ve her şeyi de ciddiye almıyorsunuz. Bu grubun benimsediği bir duruş mu?

Evet. Normal olup olmamamız bizi çok fazla ilgilendirmiyor. Biz her zaman yapmak istediğimiz müziği yapmayı sevdik. Buna rağmen her zaman orijinalliğe, yaratıcı müziğe değer verdik. Her zaman bir araya geldiğimiz de yeni bir şey denemeyi amaçlarız ve arzularız. Ancak her şeyi ciddiye almamak kesinlikle felsefemizin önemli taşlarından biri. Hayat çok kısa...

Peki, torba kafa meselesi nedir?

Renkli selefon ile kafanı sarmaya çalış ve o zaman ancak her şeyin farklı göründüğünü keşfedeceksin. Ama uyarayım, orası oldukça terli bir yer.

Müzik yazarken dinleyiciyi düşünür müsünüz yoksa tamamıyla kişisel müsamaha mı?

Her zaman dinleyiciyi düşünürüz; insanları bir seyahate çıkartmak istiyoruz, müziğimizle onları bir yere götürmek amacımız. Bestelerimizin gelişimini izah etme ve desteklemek için genellikle görsel kaynaklar kullanıyoruz. Müziğimizle dinleyicinin neler hissettiği oldukça önemli. Ancak aynı zamanda, sadece kendi tecrübelerimize ve tercihlerimize göre müzik besteleyebiliyoruz. Bu bağlamda biraz gerekli kişisel müsamaha diyebiliriz. Ama eğer biz seversek diğerlerinin de seveceğini umuyoruz.

Şu an neredesiniz? Avrupa’da çok konser verdiğinizi biliyorum, şu an neredesiniz?

Her yerde. Yarın Londra, Cumartesi Almanya, Pazar Fransa sonra Almanya, İrlanda, Belçika, Hollanda ve sonra Türkiye! Ve sonra Sırbistan ve Avusturya.

Konserleriniz nasıl gidiyor ve özellikle çalmaktan çok hoşlandığınız şehir veya mekan var mı?

Amerika ve Kanada’ya tekrar gitmeyi çok isteriz. İş sadece detaylara bakıyor. Ayrıca Avustralya ve Yeni Zelanda’da da çalmak isteriz her ne kadar çok çok uzakta olsalar bile.

Müzik haricinde neye tutkuyla bağlısınız?

Yemek. Astronomi. Politik. Daha fazla yemek.

Masum yaramazlığınız nedir?

Cin ve tonik. Aslında bunun hakkında bir yaramazlığımız yok. Ama aynı şeyi şambaba tatlısı için diyemem. Özellikle Paris’teki Gard du Nord’un hemen çıkışında nefis bir Brasserie var ve oradaki midyeler o kadar iyi ki mutluluktan yüksek sesle kahkaha atmanıza neden oluyor.

GTB nasıl hatırlanmak ister?

Akılda kalan bir grup olarak hatırlanmak isteriz. Gerçekten, müzik çalmayı ve insanları evlerine mutlu dönmelerine vesile olmak bizleri çok mutlu ediyor. Hatırlanmak bile çok güzel bir şey olur.

Son olarak buradaki dinleyicilerinize bir notunuz var mı?

Geri döndüğümüze ve sizleri tekrar göreceğimiz için çok mutluyuz. Konser sonrası takılan bir grup bizi terasta nefis bir bara götürmüştü, umuyoruz sizleri konser sonrası tekrar görürüz!

Okunma 749 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 24 Ekim 2015 08:21
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Baki Solak

Hobi olarak başladığı saksafon şu an hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors