Kayıt Ol

Dave Douglas ile Söyleşi

Salı, 20 Ekim 2015 15:08 Caz Sanatçıları
(0 oy)

""Müzik dünyamda kutulara yer yok."

Bu yıl çeyrek asrı deviren ve ilk günden bugüne yenilikçi/öncü seslere hep açık olan Akbank Caz Festivali`nde, 21 Ekim 2015 Çarşamba akşamı Dave Douglas Quintet`i dinleyeceğiz. Babylon`un Bomonti`deki yeni mekanında sahne alacak olan trompetin usta sesi Douglas, konser öncesi soruları yanıtladı.

Sayın Douglas, her şeyden önce görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. İstanbul’a birlikte geldiğiniz projeniz ve grupla başlayalım sohbetimize. Gruptaki genç yeteneklerle nasıl buluştunuz? Bu birlikteliğin arkasındaki hikayeyi, beşliniz için seçtiğiniz besteleri vb. anlatabilir misiniz?

Bu grubun gerçekleştirdiği icraları, bir topluluğun nasıl faaliyet gösterebildiğini ortaya koyan bir tablo gibi düşünüyorum: İşbirliği içerisinde, ekip performansı göstererek; yaratıcılık ve adanmışlıkla, ortaklaşa bir bağlılıkla, tutku ve güdülerle, kendinin farkında ve açıklıkla ortak bir amaca doğru ilerleyerek... Her zaman yeni müzisyenleri, icracıları dinliyorum.  Her yıl, her ay, her gün, her saat yeni müziği keşfetmeye çalışıyorum. Bunu ilham verici ve kibirden uzak buluyorum. Burada bir son, bir sınır yok.

Beşli için bestelerimiz de özellikle bu grup için yazılanlardan ya da birlikte çalışma tarzımızdan doğdu. Bu turnemizde icramızı daha da ileri götürüyoruz ve sizleri de aramızda görebilmeyi umuyoruz. 

Aynı anda birçok projeye birden liderlik ediyorsunuz. Bu grubunuzla “Time Travel” albümünü kaydetmiştiniz ancak daha sonra “High Risk” gibi yeni albümleriniz çıktı; Joe Lovano ve Uri Caine ile ayrı düo projeleriniz oldu. İstanbul’da Babylon Bomonti sahnesinde, neler dinleyeceğiz - “Time Travel”dan şarkılar, yeni besteler, “High Risk”teki parçaların beşliye uyarlanmış halleri vb.?

Mevcut beşliyle son albümümüz olan “Brazen Heart”tan parçalar çalacağız. Greenleaf Music’in youtube kanalında bu albümden hoş bazı örnekler dinleyebilirsiniz. Bu sonbahardaki turnemiz kapsamında 40 kez birlikte çalma şansına sahibiz. Grupta tenor saksafonda Jon Irabagon, piyanoda Matt Mitchell, basta Linda Oh ve davulda Rudy Royston yer alıyor. Bir yıldızlar topluluğu olduğunu düşünüyorum. Her bir isim kendi alanında birer lider ve her performansımızda daha da ileri taşıyarak kendi vizyonlarını, yaratıcılıklarını ve ağırlıklarını benim müziğime taşıyorlar. Bir ilahiler albümü olan “Be Still” albümüyle de rezonans yakalayıp bazı ruhani şarkıları ve ilahileri de 21. yüzyıl perspektifiyle icra ediyoruz. Repertuvarımızda gerçekten enteresan bir bileşim yakaladığımızı söyleyebilirim.

Daha genel olarak bir projeyi daha uzun ömürlü ya da istikrarlı kılan şey nedir? Uzun süreli ortaklıklarınızı, söz gelimi Tiny Bell Trio yahut Uri Caine’le çalışmalarınızı nasıl görüyorsunuz? Beşlinizi de uzun vadeli projelerinizden biri olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Beşli benim asıl gezegenim, asıl ait olduğum dünya diyebilirim. Nedenini tam bilmemekle birlikte enstrümanların bu kombinasyonu, bir besteci olarak benim dilimin temel parçasını oluşturdu. Bu anlamda, Beşli kesinlikle hep devam eden bir proje. Uzun vadeli projeleri uzun vadeli kılan şey ise bestedir. Bir grubun varlığını tanımlayan şey repertuvarıdır.

Peki, bazı müzikal “etiketlemelere” dönük tavrınızı, yaklaşımınızı öğrenebilir miyiz? Caz sahnesinde sık kullanılan “post bop”, “modern anaakım”, “staight ahaed”, “avangart”, “özgür caz ve/veya doğaçlama”, “elektrik füzyon”, “modal caz vb. vb. Kendinize en çok hangisine yakın hissediyorsunuz? (Genel olarak ve özelde Beşliniz için?)

Eğer uçakta biri bana ne tür müzik yaptığımızı sorarsa, caz diyorum. Bu benim bütün müziğimin geldiği yer.

Daha uzun bir tartışma fırsatıyla bakacak olursak; elbette, bir tarz ya da türün sınırlarının geçirgen olduğunu biliyoruz. Biri nerede başlıyor, diğeri nerede bitiyor? Tarz dediğimiz şey, bence, her bir müzisyenin kendi elindedir. Sizin onu nasıl çağırdığınız ya da nasıl adlandırdığınızın çok da bir anlamı yoktur.

Kariyerimin ilk döneminden itibaren eleştiri kurumunun “tanımcılarına” hep belli bir mesafede durmaya gayret ettim. Belli bir kutunun içerisine konmak, yerleştirilmek istemedim. Sonunda şöyle bir kutu buldular bana; “Bir sürü farklı şeyler yapan bir adam”.  Şimdi ben de bir kutudayım! Ancak şanslıyım, içinde rahatlıkla hareket edebileceğim kadar büyük bir kutu bu.

Yine de benim müzik dünyamda kutulara yer yok.

Müzikal etkileşimlerinize baktığımızda, klezmer ve Ortadoğu havalarından, New Orleans nefesli geleneğine, AACM ve New York downtown seslerinden elektroniğe varıncaya kadar birçok referans olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında “kendinize özgü” bir kaynaşıma/füzyona ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Çevrenizdekilerden etkilenmemeniz nasıl söz konusu olabilir ki? Ben de imgelem gücümü serbestçe dolaşmaya bırakıyorum ve kahraman olarak gördüğüm insanların etkilerini yansıtıyor olmaktan gurur duyuyorum. Ancak sonrasında tüm bunları kendi şartlarınıza uygun olarak dönüştürmeniz, bireysel hale getirmeniz gerekir. Sonuçta siz biriciksiniz. Bu sizin kendi sesiniz.

Füzyonu bir başka şekilde ele alacak olursak, sizin diğer sanat formlarıyla örneğin edebiyatla etkileşiminize baktığımızda da, daha önceki projelerinizde Necip Mahfuz, Neval El Seddavi gibi yazarlara referanslar görüyoruz. Bu tür entelektüel buluşmalar hakkında ne diyeceksiniz? Bugünlerde neler okuyorsunuz, bu müziğinizi nasıl etkiliyor? (Sadece edebiyat değil, resim, sinema vb. diğer sanat dallarıyla etkileşiminiz bağlamında da yanıtlayabilirsiniz.)

Her zaman tarih kitapları okuyorum. Son zamanlarda daha çok müzik tarihi hakkında okumaya başladım. Müziğin toplumda gördüğü işlev hoşuma gidiyor. Bir dansçının kendini ifade etmesiyle arasında pek bir fark olmadığını düşünüyorum. Tabii ki, teknikler çok farklı, ancak dünyayla ilgili düşünme tarzı anlamındaki örtüşme son derece şaşırtıcı. “Brazen Heart” albümünü, yazar Viktor Frankl’dan bir alıntı etrafında geliştirdim. Ayrıca Fransız Ars Nova hareketi ve besteci Guillaume de Machaut’dan esinle geliştirdiğim yeni bir süiti bitirmek üzereyim. Bu tür paralellikler kurmak ve bulmak, benim için çok kritik.

Benzer bir şekilde sosyal ve politik olaylarla da güçlü bir etkileşiminiz olduğunu biliyoruz, bunun izlerini özellikle “Witness” albümünüzde ve “Porto Alegre” gibi bestelerinizde görmüştük. Bugünün dünyasında sanatçının sosyal olaylar karşısındaki sorumluluğunu nasıl tanımlıyorsunuz, örneğin ülkemizde geçtiğimiz günlerde çok üzücü biçimde terörist saldırılarla tanık olduk, neler diyeceksiniz?
Ankara’dan gelen haberler beni de derinden etkiledi ve üzdü. Kaybettikleriniz için ben de çok çok üzgünüm.

“Brazen Heart”, bu tür kişisel ve kamusal/toplumsal kayıplara yol açan olaylar karşısında nasıl hareket edeceğimize dair bir albüm. Bir çıkış mesajı. Bu tür olayları nasıl ele almalıyız? Bu aynı zamanda insanlığın bir gizemi ve müzikte de yansımaları var.

Bu kısa söyleşimizi bitirmeden önce bir kez daha müziğe dönelim ve yeni projelerinizden söz edelim. Önümüzdeki günlerde yeni albümler, turneler var mı?

Bu sezon için baktığımızda, Beşli ve “Brazen Heart”, turne projemiz olarak devam ediyor. Ancak benim için şu anda başka besteler ve birlikte çaldığım gruplar da var. “Fabliaux”, emprovize oda orkestrası için bir süit müziği ve önümüzdeki Aralık ayında yayınlanacak. Ve “High Risk” projesinin yeni albümü de yolda... İleride!

Peki Greenleaf hakkında ne diyeceksiniz? Günümüzün müzik ve caz endüstrisi içerisinde onu nasıl konumlandırıyorsunuz? Greenleaf’den albüm çıkarmak isteyen müzisyenleri/projeleri nasıl seçiyorsunuz? CD’ler, plaklar ve dijital platform arasındaki dengeyi nasıl görüyorsunuz, sadece dijital albümlere, internetteki yayınlanma biçimlerine nasıl bakıyorsunuz?

Greenleaf Music ayakta kalabiliyor çünkü kararların daima müziğin kendisi tarafından alınmasını sağlıyorum. Sürdürülebilir projeler yapıyorum ve müziği, o müziğe ihtiyaç duyan mekanlara ulaştırmaya gayret ediyorum. Çok yakınında olduğumuz için yeni dağıtım kanallarına hızla yanıt üretebiliyoruz, albümlerin yeni formatlarda yayınlanmasına aynı şekilde hızla uyum sağlayabiliyoruz. Örneğin, üyelik/abonelik serimiz içerisinde her ay yeni bir kaydımız oluyor, bazen 3 dakikalık bir parça, bazen 10 dakikalık. Bu özgürlüğü esinleyici buluyorum ve başta da söylediğim gibi, nasıl ilerleyebileceğimize dönük düşünceler bizzat müziğin kendisinden doğuyor.

Çok teşekkür ediyoruz...

Okunma 1313 defa Son Düzenlenme Salı, 20 Ekim 2015 15:12
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Baki Solak

Hobi olarak başladığı saksafon şu an hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors