Kayıt Ol

Türkiye’de Yayınlanmış İlk Caz Albümünün Hikayesi Özel

Pazartesi, 31 Aralık 2018 09:19 Caz Albümleri
(0 oy)

Türkiye’de caz müziğinden bahsetmeden önce “Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği”ni biraz irdelemek gerekiyor.

Her şey İlham Gencer’in 1961 yılında piyasaya çıkardığı “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” plağıyla başladı. O günlerde henüz bugünkü adıyla single olan 45’liklere geçilmemişti, 78 devirli taş plaklar bir hayli popülerdi. Sözlerini Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” şarkısı aslında Fransızca bir melodiydi, sonraki yıllarda da yabancı melodilerin üzerine Türkçe sözler yazma modası başladı ve bunun adına da “aranjman” denidi. Aslında “aranjman” bir müzik eserinin düzenlenmesi demekti fakat o yıllarda basın bu ismi öne sürdü ve artık Türkçe sözlü yabancı şarkılara “aranjman” denilmeye başlandı. 1961 yılında, Fecri Ebcioğlu’nun, Bob Azzam'ın "C'est écrit dans le Ciel" adlı şarkısına Türkçe sözler yazıp "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla İlham Gencer'e söyletmesi ile bir anlamda Türk Pop Müziği’nin ilk adımı atılmış oldu. Bu parça Türkçe sözlerle söylenmiş ilk pop şarkısı ünvanını da elinde bulunduruyor. 1960’lı yılların ortalarından sonra ise Türk müzisyenler yabancı besteler yerine kendi bestelerini de yapmaya başladılar. 1960'lı yılların başlarında Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal yabancı şarkılara Türkçe söz yazma modasını başlattılar, böylece 10 yıl kadar sürecek olan "aranjman" müzik akımının öncüleri oldular. Artık birçok şarkıcı Türkçe sözlerle yabancı şarkıları söylerken, Marc Aryan ve Adamo gibi Avrupalı şarkıcılar da Türkçe sözlü plaklar yapmaya başladılar. 1960’lı yıllara gelene kadar caz şarkıları söyleyen birçok Türk şarkıcı vardı fakat bu şarkıcıların plak yapma imkanları günümüzde olduğu gibi diğer türlere göre daha zordu. Türkiye’de caz ne yazık ki talihsiz bir müziktir, bugün olduğu gibi, geçmişte de prodüktörler ve plak şirketleri bu müziğe “para” yatırma konusunda çekingen yaklaşmışlardır. Elbette birkaç idealist prodüktör dışında. Erol Pekcan’ın Türk müziği motifleriyle yaptığı 45’lik plakları saymazsak Türk müzisyenlerin elle tutulur caz plakları piyasada pek de yoktu. O günlerde çok kullanılan bir tabir vardı; “commercial müzik” yani bir anlamıyla ticari müzik ön plandaydı ama bugün olduğu gibi yüzeysel şarkılar yerine düzenlemeleri derli toplu ve önemli aranjörlerin elinden çıkmış şarkılardı bunlar. Kimlerdi o aranjörler; Norayr Demirci, Onno Tunç, Garo Mafyan, Emin Fındıkoğlu, Atilla Özdemiroğlu, Esin Engin gibi isimlerdi. Türk pop müziği ve caz müziğinin altın çağını başlatan isimler.

JAZZ SEMAİ

1978 yılına gelindiğinde ise bir plak raflarda yerini aldı; Jazz Semai. Erol Pekcan-Tuna Ötenel-Kudret Öztoprak üçlüsünün yaptıkları long play yani 33 devirli bir albüm, Türkiye’de yayınlanmış ilk caz albümü ünvanını da taşıyor. Caz müziğinin yaygınlaşmasında en önemli paya sahip isim şüphesiz davulcu Erol Pekcan’dır. Sonrasında elbette piyanist Tuna Ötenel gelir. Bu iki isim özellikle o yıllarda ülkemizde caz müziği için büyük uğraşlar vermişlerdir. Erol Pekcan’ı bugün rahmetle anıyoruz. 1970’li yıllarda caz albümü yapmak daha doğrusu bir caz albümünü Türkiye’de herhangi bir prodüktöre ya da plak firmasına kabul ettirmek kolay bir iş değildi. Bu tür plakları ancak idealist prodüktörler yapabilirdi. Elbette böyle isimler vardı; Jazz Semai’nin hikayesini en iyi bilenlerden, dönemin “yetenek avcısı” olarak adlandırılan önemli bir müzik adamı olmasının yanında söz yazarı, besteci ve prodüktör olan Nino Varon. Nino Varon, Jazz Semai’nin öyküsünü yıllar önce bana şu cümlelerle anlatmıştı;

“Her şey rahmetli Erol Pekcan’ın bu projeyi bana açıklamasıyla başladı. Çok büyük heyecan duydum ve Ümit Eroğlu’nun stüdyosunda çok takdir ettiğim piyanist Tuna Ötenel ve basçı Kudret Öztoprak’ın katılımıyla ortaya çıkacak bu prodüksiyona ‘Jazz Semai’ isminin verilmesi ise yurtdışından da bir talebi olabilir ümidiyle başladı. Proje planlanmış olarak bana sunuldu, onayladım ve Ümit Eroğlu’nun Ankara’daki stüdyosunda kayıtlar yapıldı. O dönem Nova Müzik firmasında ortağım olan Jojo Hason, hem Ümit Eroğlu hem de Kudret Öztoprak’ın askerlik arkadaşıydı. Onun da hayali benim düşündüğüm gibi bu projeyi yurtdışında ünlü bir plak şirketi markası altında tüm dünyada satışa sunmaktı. Albüm repetuarı, Tuna Ötenel ve Erol Pekcan tarafından iyi düşünülerek tasarlanmıştı. Bütün eserlerin belirli bir ‘al benisi’ vardı. O yıllarda bu tip projelerin beklenen promosyon başarısını yakalayamadığını, alıcısının limitli olduğunu gördüğümden dolayı devam etmedik. Özellikle Erol Pekcan’ın çok koşturduğunu hatırlarım Albümün her detayıyla ilgilenmiştir. Jazz Semai benim müzik hayatımda hep gurur duyacağım bir müzikal cesaret örneğidir. Müziğini dünyada geldiği yer vazgeçilmez ama çok kolay ulaşılabilir ve kopyalanabilir olması idealist prodüktörleri bezdirdi düşüncesindeyim. Ben de onlardan biriyim. Akıntıya kürek çekecek yeni ve cesur prodüktörler gerek”.

Bu albümde; Erol Pekcan: Davul, perküsyon

Tuna Ötenel: Piano, Elektrik piyano, alto saksofon

Kudret Öztoprak: Bas gitar çaldılar.

Jazz Semai’nin kayıtları Nino Varon’un anlattığı gibi Ankara’da Ümit Eroğlu tarafından kendi stüdyosunda, 8-13 Mart 1978 tarihleri arasında kaydedildi. Kayıt ve mix de Ümit Eroğlu tarafından yapıldı. Albümde yer alan şarkılarında tüm aranjmanları Tuna Ötenel’e ait. Albüm fotoğraflarını ise Cengiz Tünay o günlerdeki stüdyosunun adıyla Stüdyo CE adıyla çekti.

Long play’in arka kapağında ise Jojo Hason imzalı bir yazı dikkatleri çekiyor;

“Aklınıza şöyle bir soru gelebilir, çok sesli müzik dinleyicileri yurdumuzda ilk kez gerçekleştirilen bir caz albümünün notlarında neden yabancı bir dil kullanılmış olsun? Nedeni; büyük bir olasılıkla, tekrarlamakta yarar gördüğümüz bu ilk caz albümümüzün yurtdışında da ilgi göreceği kanısıyla, yabancı dilde açıklamalarının yararlı olacağı inancımız ve ümidimizdir”.

Açıklamalara ek olarak ise dünya sahnelerinde yer almış Türk müzisyenlerden bahsediliyor. Muvaffak “Maffy” Falay, Melih Gürel, Emin Fındıkoğlu ve Arif Mardin isimleri de bilgi notu olarak yazılmıştı.

RUACAN ALBÜMÜ

Aynı yıl bir caz albümü daha raflarda yerini aldı; “Ruacan”. Caz şarkıcısı Nükhet Ruacan’ın soyadını taşıyan caz albümü. En önemli şarkıcılarımızdan biri olarak kabul edilen yine rahmetle andığımız Nükhet Ruacan, müzik yaşamı boyunca tek bir caz albümü çıkartmıştı. 1978 tarihinde, Ali Kocatepe’nin prodüktörlüğünde ve kendi firması olan "1 Numara Plak" etiketiyle çıkan bu long play’de 10 şarkı yer alıyordu. Plakta yer alan şarkıların biri hariç tamamının düzenlemesini Nükhet Ruacan'ın ağabeyi, caz müsizyeni ve gitarist Neşet Ruacan yapmıştı. Parçalardan bir tanesinin düzenlemesi ise Onno Tunç'a aitti.

Albümde;

Nükhet Ruacan: Solist

Neşet Ruacan: Elektro Gitar, Akustik Gitar

Onno Tunç: Bas Gitar

Cezmi Başeğmez: Davul

Orhan Topçuoğlu: Davul, Perküsyon

Aret Sevan: Perküsyon

Turhan Yükseler: Akustik Piyano, Synthesizer

Levent Altındağ: Flüt

Behiç Altındağ: Elektro Piyano çalıyordu. 2 şarkı haricinde tüm şarkılar yeniden yorumlanan yabancı dilde şarkılardı. Albümün kayıtları Sıtkı Acim tarafından dönemin ünlü kayıt stüdyosu Stüdyo Hayri’de yapılmıştı. Albüm fotoğraflarını ise albümde perküsyon da çalan Aret Sevan çekmişti. Kapak kompozisyonu Elif Ayiter’e ait. Ali Kocatepe yıllar boyunca hem besteci, söz yazarı, hem de prodüktör olarak çok önemli şarkılara ve albümlere imza attı. Bir çok ismi pop müziğine kazandırdı. Besteleri ise bugün hala güncelliğini korumakta. Türkiye’de popüler müziğin yerleşmesinde Ali Kocatepe’nin büyük katkısı var. Ruacan albümüne ise prodüktör olarak attığı imza idealist bir projenin imzası.

JAZZ SEMAİ VE RUACAN ALBÜMLERİ YENİDEN PİYASADA

Geçtiğimiz yıllarda hem Jazz Semai albümü hem de Ruacan albümü long play olarak tekrar basıldı ve dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Caz müziğine meraklı olan her koleksiyonerin arşivinde olması gereken albümler olduklarını düşünüyorum. Bu plakları tekrar müzik dünyasına kazandıran plak firması sahipleri de müziğe en az Nino Varon ve Ali Kocatepe kadar hizmette bulundular diye düşünüyorum. Özellikle son 20 yıldır birçok caz albümü dinleyiciyle buluşuyor ve rağbet görüyor.

1960’lı yıllardan başlayarak 12 Eylül’e kadar gelen süreçte caz klüplerinin sayısı özellikle İstanbul başta olmak üzere Ankara ve İzmir’de bir hayli fazlayken günümüzde bu sayı gittikçe azalmış durumda. Bir müziğin yaşaması ve dinleyicisinin olması için mutlaka sahnesinin olması gerektiğine inananıyorum. Aksi takdirde herhangi bir müziği dinleyiciyle buluşturmanız ve kabul ettirmeniz mümkün değil. Bugün piyasaya çıkan caz albümlerinin sayısı bir hayli fazla. Sahne kısmı ise geçmişe göre daha kısıtlı olarak devam ediyor, tüm güçlüklere rağmen Zuhal Focan ve Önder Focan gibi inatla, idealist bir şekilde caz müziğine ev sahipliği yapan insanların varlığı umutları her zaman ileriye taşıyor. Türkiye’deki caz müzisyenleri, caz koleksiyonerleri, caz hakkında yazı yazan müzik yazarları, bu işe para harcayan prodüktörler ve plak firmaları, caz klubü işletmecileri var ve saydığım meslek gruplarının hepsi birer pul koleksiyoncusu gibiler. Tek amaç caz müziğini ülkemizde yaymak ve daha geniş kitlelere ulaştırmak. Ülkemizde çok sesli müziğin geçmişi çok uzun yıllar öncesine dayanmıyor. Atatürk’ün “musiki devrimi”ni baz alırsak ülkemizde çok sesli müziğin 90 yıllık bir geçmişi var. Elbette caz müziği daha da kısa bir dönemi kapsıyor. Çok sesli müzikte güçlüklerle çıkılan bu yolda hala engebeler ve taşlar var ama her şeye rağmen müzik konusunda, geçmiş yıllara göre geleceğe her geçen gün daha umutla ve sevgiyle bakabiliyorum. Tüm kültür-sanat olaylarının ülkemiz geneline yayıldığı günleri hep birlikte görmek umuduyla.

Okunma 277 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 31 Aralık 2018 09:22
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Cavit Külebi

Saksafon tutkusu ilk günkü gibi devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors