Kayıt Ol

Ferit Odman`ın Yeni Albümü "Dameronia"

Pazartesi, 11 Ocak 2016 05:27 Caz Albümleri
(1 Oyla)

Ferit Odman`ın yeni albümü "Dameronia" güzelliği arayan bir caz müzisyeninin dinleyicisine karşı içten ve dürüst olduğu bir albüm.

Ferit Odman sadece yılın değil son yılların en güzel albümlerinden birine imza attı. Hem de bir değil bir kaç açıdan. Yazının devamında hepsini nedenleriyle açıklamaya çalıştım ama daha oraya gelmeden Combs`un da belirttiği gibi albümde yer alan müzisyenlere dair kimi notlar iletmem gerek...

Ferit Odman sadece güzel bir albüm kaydetmekle kalmayıp idealist bir caz şövalyesi, bir hayalperest gibi davranarak "Dameronia"yı sınırları aşan bir `caz ülkesi` albümüne dönüştürmüş. Odman`ın Tadd Dameron bestelerini kaydetmesini sadece bir tercih olarak görmüyorum, bir çeşit yolların kesişmesi olarak tarif etmekte fayda var.

"Dameronia" müthiş bir müzisyen dörtlüsüne sahip. Ayrıca, dörtlüye, David O`Rourke`un beste düzenlemeleri ve yönetimiyle bir de yaylı altılısı katılmış. Ferit Odman ilk iki albümüyle rüştünü çoktan ispatlamıştı ama "Dameronia" ile farklı bir klasmana geçtiğini gösteriyor caz dünyasına. Bu klasmana sadece bizler buradan tanıklık etmiyoruz, başta Amerika olmak üzere tüm caz dünyasının merak ve heyecanla takip ettiğine eminiz (caz basınında çıkan yazılar bunu gösteriyor).

Bu yıl elli yaşına basan günümüz caz dünyasının `mükemmel` trompetçilerinden Terrell Stafford, Clifford Brown`ın mükemmellik ekolünden pürüzsüz bir üslupçu, bir hatasız icra uzmanı. Hem büyük orkestralar geleneği için çok tecrübeli, hem solist karakteri az rastlanan mükemmellikte.

Albümün piyanisti Danny Grisset ise Ferit Odman`ın kuşağından, ilk albümünü 2006 yılında yayınlayan sanatçını post-bop piyanosunun akıp giden cümleleri hayranlık uyandırıcı tekniğe sahip (misal; bakınız Vicente Archer & Marcus Gilmor ile Criss Cross albümleri).

Basçı Peter Washington için yazılacak çok fazla not var ama onun şimdiden caz tarihine geçen biri olduğunu belirtmek yeterli olur eminim. Bir de, Ferit Odman`la önceki iki albümü "Nommo" ve "Autumn in New York"ta da yer almıştı (Terrel Stafford da "Autumn in New York"da vardı).


 Tadd Dameron`a kadar Bebop`da yaylıları onun kadar etkili kullanmış olan bir Charlie Parker vardı, zaten onun albümü de çok önemli bir kırılma yarattı. Dameron bestelerinde yaylı derinliğine çok önem veren bir besteciydi. Açık söylüyorum, Ferit Odman albümüne yaylıları katmayabilir, kimse de niye katmadın diye ağzını açıp bir şey demezdi, üstelik bu sayede albümü daha ekonomik halledebilirdi, bu ayrıntı da onun farklılığına ilişkin bir diğer notum olsun, imzasını attığı işe karşı detaycılığı, titizliği ve müzisyen dürüstlüğü belli ki Kerem Görsev ekolünden bir tavır.

Ferit Odman`ın albümüne ilişkin titizliğine bir yerde daha tanık oldum. David O`Rourke kendi blogunda albüm kaydına ait notlarını kaleme almış, o notlarda Ferit`in albümü analog olarak kaydetmeyi istemesinin analog kayıt faktörleri nedeniyle yarattığı farklılığı (daha doğrusu güçlükleri) yine Ferit`in kayıt planlamasındaki titizlik ve hatasızlık sayesinde mümkün olabildiğini özellikle belirtiyor. Bir notta O`Rourke`un albümün üçüncü parçası "Just Plain Talkin" ve "Smooth As The Wind"e dikkat çekmesi. Hem Stafford`un trompeti, hem Grissett`nin piyanosu hem de yaylılar bakımından.

Sevgili Ferit`in albümü sadece içindeki müziği bakımından değil, albümün kartoneti ve tasarımı bakımından da övgüyü hakediyor. Günümüze ait bir albüm kaydetmekle birlikte albüm tasarımındaki titizliğiyle ellili, altmışlı yılların albümlerine saygısını sunuyor, selamını gönderiyor (zaten bu yüzden albümleri mutlaka dijital olarak değil orijinal olarak satın alın diye ısrarla söylüyoruz ya). Paul Combs bir anlamda Leonard Feather`ın eski albüm yazıları gibi bir yazı kaleme almış. Albüm ve proje hakkında çok değerli notlar var ama bir yerdeki cümlesi dikkatimi özellikle çekti, diyor ki; "Amerikalı dinleyiciler farkında olmayabilir ama Türkiye çok sağlıklı bir caz topluluğuna sahip". Onun bu cümlesini okuduktan sonra bir kez daha düşündüm, biz acaba kendimize haksızlık yapmıyor muyuz? Sevgili okur/dinleyici de bunu bence bir kez daha düşünse iyi olur. Ne kadar önemli bir potansiyelimiz olduğunun farkına varalım. Albümün her cm2`sindeki titizliği itibariyle söylüyorum, inanın, Ferit`in bu albümü özeninde bir albüm Amerika`da dahi çok sık yayınlanmıyor. Bu hakkın teslim edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu noktayı sembolik olarak bir yerde daha vurgulanmış gördüm, onu da belirtmeden geçmiyeyim. Tadd Dameron`la özdeşleşmiş bir lafı var; "Dünyada yeterince çirkinlik var, ben güzel olanla ilgileniyorum" diyor usta isim. Albümün tasarımında bu cümleye özel yer ayırmasını Ferit`in kendi bakış açısını yansıtması bakımından sembolik değerde buluyorum.

Tadd Dameron`a isminde niye iki `D` var diye sormuşlar, dedemin ismi Tad imiş, ailem bana dedemin ismini verince farklılık olsun diye fazladan bir `D` koymuşlar demiş.  Şaka değil, gerçek...

Tadd müziği okumayı çok çabuk öğrenmişti, ailesi müzisyen olduğu gibi abisi Caesar da caz müzisyeniydi ve saksofon çalıyordu. Hatta önceleri Ceaser daha ön plandaydı. Tadd`in farklılığı yine abisi sayesinde belirmeye başladı. Bir gece abisinin grubunda Caesar`ın ekibi ikna etmesiyle sahneye çıkıp piyano çalmaya başladı esas hikayede bir anlamda böyle başladı ama bunları başka bir yazıda anlatırız.

Ferit Odman Dameron`un en güzel parçalarını albüme almış. Şöyle bir baktım niye şunu da almadın diyeceğim bir parça yok, sadece, bu yakınlarda eğer sevgili Ferit`i görürsem "Hot House" hakkında merakımı giderirdim o kadar. Charlie Parker bu parçayı o kadar güzel çalıyor ki, Terrell Stafford acaba nasıl yorumlardı?

"On A Mistiy Night" albümün açılış ve taşıyıcı parçası olabilir ama bence Dameron`ın Sarah Vaughan için yazdığı "If You Could See Me Now" bence bir kez daha dinleyin. İşin ilginç yanı Sarah Vaughan`la özdeşleşen bu şarkı caz listelerinde fazla yer almadı o tarihlerde ama caz şarkıcılarının seslendirmeyi en sevdiği bestelerden biri oldu. Şarkının 1946 tarihli orijinal sayılabilecek yorumunda trompet hırçın ve arzuludur ama başka pek çok yorumda trompet balad tonludur. Belki vokalsiz oldukları içindir. Albümde Stafford`un trompetinin tüm bu yorumların arasına girecek kadar güzel olduğunun altını çizmem gerek. Yaylıların nezaketine de bir o kadar alkış!

Benim merak ettiğim yorumlardan biri "Just Plain Talkin`" idi. Bu parçanın 1962 tarihli "The Magic Touch" albümünü biliyorum. Parçada Jimmy Cleveland`ın trombonu efsanedir. Bu albümde Cleveland, Griffin ve Houston`ın saksofon ve trombon bölümlerini Stafford Ferit`in albümünde nefeslileri tek başına üstenmiş ama yaylıların geçişlerdeki hakkını teslim etmeli. Piyano, bas ve davul bölümleri ise tek kelimeyle çok başarılı.

Blue Mitchell`ın 1960 tarihli yine yaylı ve nefeslilerle kaydettiği ve içinde bir çok efsane ismin olduğu "Smooth As the Wind" isimli albümü vardır, Beste zaten Dameron`ın. Albümde Dameron ve Benny Golson bestelerini geniş bir orkestrayla kaydetmiş Mitchell, elbette çok güzel bir albüm ama bence o albümdeki yaylılar büyük konser salonu düşünülerek aranje edilmiş. İnsan, perdede "Rüzgar Gibi Geçti" benzeri bir film oynuyor gibi hissediyor oysa Ferit`in albümü bu konuda bence kulağa daha doğru gelen bir yorum olmuş. Evet, yaylılarla başlıyor ama hemen bir ensemble müziğine dönüyor, trompet yaylılar önünde uzun uzun lirizm tınlamıyor.

"Look, Stop & Listen"da bir önceki 1962 albümü "The Magic Touch"da yer alan bir parça. Albüm aynı zamanda Dameron`ın son albümü. 1965 yılında erken yaşta ölen sanatçı albümde müthiş bir kadro kurmuş. Üstelik, bestenin icrası da zor, davula çok iş düşüyor, zaten Ferit`in en sıkı performansı da bu parçada. Müthiş yumuşak bir şov yapmış, şüphesiz bir `drummer` için en güzel parçalardan. Danny Grisset ile Ferit`in parçanın ikinci bölümündeki performansları caz klübündekileri havaya fırlatır o kadar iyiler. Dahası albümün en iyi parçalarından, tam bir cazda zevk patlaması.

Albümün altıncı parçası "You`re A Joy" Dameron`ın"The Magic Touch" albümünde vokalli kaydedilmiş. Vokal konusu benim aklıma "If You Could See Me Now"da da gelmişti ve Ferit iyi ki vokal kullanmayı tercih etmemiş demiştim içimden, kurduğu albüm bütünlüğü içinde mükemmel bir yorumcu da bulsa sanırım iyi durmayacaktı "You`re A Joy"u dinleyince bir kez daha ikna oldum.

"Dameronia" albümünün kendi içinde bir iç hikayesi var, albüm John Coltrane ile başladığı gibi John Coltrane ile sona eriyor. Yani, her iki parçada Coltrane ile özdeşleşmiş yorumlardır. Özellikle "Soultrane". Bir çok kişi bu parçayı Coltrane zanneder ama öyle değil! Bestenin biraz renkli bir hikayesi olsa da Tadd Dameron`a aittir ve daha da ilginci, Coltrane`in 1958 yılı efsane albümü "Soultrane"in orijinalinde de bu parça yoktur, albüme adını vermiş ama kendi albümde yok! Tadd Dameron bir yıl önce 1957`de "Mating Call" isimli bir albüm yayınlamıştı, parçanın ilk hali diyebileceğimiz kaldı o albümdedir ve "Mating Call"da bir John Coltrane albümü gibi anılmasıyla ünlüdür. Eminim bir çok cazsever albümü eline aldığında ilk olarak bu iki parçaya bakmıştır. Odman`ın kaydında "Soultrane" intro melodisi kemanla açılır, trompet sonradan devreye girer, çok zarif bir reveranstır bu tavır.


"Dameronia" tipik bir `drummer` albümü değil, Ferit Odman bir anlamda kendi albümünde egosunu geri plana çekmeyi tercih etmiş, kendisi dahil tüm müzisyenlerin ve düzenlemelerin Tadd Dameron`a odaklanmasını sağlamış ama bunu yaparken elbette bizi davulundan mahrum etmemiş, özellikle "Look, Stop & Listen"daki performansı tam bir zirve.

Eğer kendinizi bir cazsever olarak tanımlıyorsanız bu albümü mutlaka satın alıp arşivinizin güzel bir yerine koymalısınız. Bu albümdeki özen, titizlik, incelikler ve icra sanatı cazseverlerin saygısını fazlasıyla hakediyor.

Okunma 1425 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 11 Ocak 2016 05:41
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Bu kategoriden diğerleri: « David Bowie`nin Yeni Albümü

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors