Kayıt Ol

Brad Mehldau`nun "10 Years Solo Live" Albümü

Pazartesi, 28 Aralık 2015 20:10 Caz Albümleri
(0 oy)

Brad Mehldau`nun "10 Years Solo Live" albümü, yılın en iyilerinden biri olduğu konusunda nerdeyse tüm caz eleştirmenlerinin hem fikir olduğu bir albümdür.

Bir müzisyenin entelektüel olması gerektiğini her zaman savunmuşumdur. Zira, yalnızca icracı bir müzisyen ne kadar muhteşem bir enstrüman sanatçısı olursa olsun yaptığı müziğin içinde hep boşluklar olur. Kaliteli müzik yaratan bir sanatçının eğitimci yanı, daha da ilerisi yazar ve hayalperest olması ilgimi çeker. Bir örnek vermem gerekirse; Bir albüm satın alıp da içinden doya doya okuyacağınız bir kitapçık çıktığında albümün sırlar mağarasında daha da derinlere iner, kendinizi bir rehberle geziyormuş gibi hissedersiniz. Daha da ötesi, müziğiyle dün ürünler vermiş bir müzisyenin bugünden düne bakarak denemeler yazması, bunu yaparken de basmakalıp, alelusul, ben yaptım oldu kâbilinden kelimeler kullanmaması, bahsi geçen sanatçının gözümdeki mertebesini yükseltir.

Brad Mehldau yalnızca besteciliği, güçlü doğaçlamacılığıyla değil, şiirlerden, mitlerin etkisinde yazılmış eserlerden beslendiği çalışmaları ve denemeleriyle de farklı bir galaksiden gelen bir müzisyen. Mehldau’nun on yıl boyunca gezdiği ülkelerde yaptığı solo kayıtlar sadece caz değil, klasik müzikten rock`a hatta pop öğelerine uzaktan selamlar çaktığı, hatta ve hatta sadece selam çakmakla yetinmeyip dört elle sarıldığı besteleri bir albüme dönüştürmesi benim açımdan yılın en iyi haberlerinden biriydi.

Dört farklı konsept yaratılmış albüm parçalara ayrılırken ve tasarlanırken. Nonesuch Records etiketiyle 4 CD ve 8 LP box set olarak piyasaya sürülmüş. Müzikle temâsı ne düzeyde olursa olsun her müzikseverin arşivinde bulunması gereken kayıtlardan. Duyarlılık ve yoğunluk düzeyi bakımından son dönemlerde kaydedilmiş en üst seviye çalışmalardan biri olduğu su götürmez.

Parçalara tek tek değinmek yersiz. Parça seçkisi ve konsept bölümlendirme hususundaki hiyerarşi takdire şayan. Marifet ve virtüözitenin kol gezdiği beş saatlik kurgu ve sıralama da keyfî bir düzende değil, belirli bir hikayeye göre hazırlanmaya çalışılmış. Bu hikaye kurgusunu kesintisiz dinlediğimizde ancak algılayabilmek mümkün oluyor.

Kayıtlar Jeff Buckley’nin eşsiz eseri Dream Brother’la start alıyor. Parçaya âşinâ kulaklar için eski bir dostla karşılaşmak kadar keyifli bir sürpriz. Parçayla cazsever olarak, caz eksenli cover`lar aracılığıyla tanışmış müzikseverler için eşsiz bir geri dönüş (köklere dönüş) ve araştırma fırsatının anahtarı. Hem bu parça için, hem de Radiohead bestesi “Jigsaw Falling Into Place” parçası tanımayanlar için Jeff Buckley veya Radiohead hatta The Beatles’ın meşhur parçası And I Love Her veya Coltrane’in My Favourite Things’ine dönüp kaynağı öğrenmek, sevmek, mukayese etmek anlamında altın değerinde fırsatlar olmuş.

Mehldau’nun tuşesi keskinleştikçe “alışılageldik caz geleneği limanından ayrılıp rock müzik okyanusuna yelken açıyor” eleştirileri yapılsa bile içinde hala rock ruhu taşıyan biz müzikseverler için bu sert vuruşlar daha bir heybetli geliyor.

Albümün sondan bir önceki bölümü hakkında Mehldau’nun bazı açıklamalarını okudum. Bu sözlere yorum katmadan aktarmak isterim. Çünkü, bana bu noktada sadece bir mesaj aktarıcısı olmak görevi düşüyor. Pasajlarından biri olan Intermezzo-Rückblick bölümü hakkında bu sözler. Brahms’ın üçüncü sonatında, sondan bir önceki bölümünden ismine fikir vermiş Intermezzo. Rückblick ise `geriye dönüp bakmak` belki `kendini gözden geçirmek` anlamına geliyor. Brahms Intermezzo hareketi son dokunuşunu yapmadan hemen önce sonatına son bir kere dönüp bakmasıydı. Bu noktada Mehldau, dinleyiciyi on yıl önce veya 2004-2005 arasında yaptığı kayıtlara yeniden bakmaya davet ediyor. Son bölüm olan E Minör, E Major sesleri arasına odaklanmayı vurgular. Gelir-geçer bir kural olarak majör eserler insanda mutluluk, coşkulu ruh hali yaratırken, minör eserler hüzünlü ve duygusaldır. Bu yönüyle bakıldığında, son bölüm her iki duyguyu da içinde barındırıyor şeklinde yorumlarsak zannediyorum yanlış olmaz.

Pasajlar arasında karşılaştığımız, yüzümüzü gülümseten sürprizli boşluklar yoğunluğun arasında nefes boşluğuna kavuştuğumuz huzurlu sessizlikler kadar rahatlatıcı.

“Piyanomla başbaşayım” furyasının alıp yürüdüğü bir dönemde ağdalı çalışların, gösteriş budalası icraların piyanonun güzelliğinden rol çalarak cazın veya daha geniş bir bakış açısıyla çağdaş müziğin kelimenin tam anlamıyla popülariteye kurban edildiği günlerde Mehldau’nun bu çağcıl günlüğü “güzel bir iş” olarak koleksiyonumda göz hizamdaki raflardan birinde yerini aldı.

İster piyanoyla canhıraş bir kavga içinde diye eleştirin ya da eser uzunluğuna taş savurun 15-20 m2 bir odada dinlerken bile kulaklarımızda eşsiz bir konser salonundaymışızcasına tonlayan ve piyanonun çevresinde uçuşan sahne tozunu solumamızı sağlayan bir albüm.

Derin, gösteriş için fazladan bir nota dahi basmayacak kadar samimi ve marjinal bir caz yıldızının gövde gösterisi.

Okunma 1098 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 28 Aralık 2015 20:15
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Semih Maden

Caz müziğine olan ilgisi hergeçen gün artmaktadır. Amatör olarak ilgilenmekte olduğu saksafon ise hayatında ayrı bir yer tutmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors